top of page

Kelimeler ve kuleler.

  • Yazarın fotoğrafı: hüma
    hüma
  • 2 gün önce
  • 3 dakikada okunur

Deli ve dahi.

Simon Winchester'ın 1998 yılında yayımladığı The Surgeon of Crowthorneisimli kitabından uyarlanmış, 2019 yapımı biyografik dram filmi. Yayınlandığı zamanda ismini çokça duydum.

Lakin, seyretmemiştim.

Geçtiğimiz günlerde bir vesile izledim.

Filmden, aylar önce okuduğum Babil romanına, firavunun kulelerine, harf inkilabına seyran etti düşüncelerim. Epeyce düşündüm. Bakalım  ifade edebilecekmiyim. ?

Harf, sesi tutar.

Kelime, manayı taşır dostlar.

Dil ise insanın dünyayla kurduğu en derin bağdır.

İnsan kelimeyle düşünür, kelimeyle anlar, kelimeyle hüküm verir.

Ad verdiği şeyi tanır, tanıdığı şeyi ayırır, ayırdığı şeyi sahiplenir.

Bu yüzden dil, sadece bir iletişim aracı değil;

insanın kendini merkeze koyma ihtimalinin de en güçlü zeminidir.

  Kur’an, kelimeyi insan icadı olarak değil, ilâhî bir öğreti olarak başlatır.

İlk hitap bir emir değil, bir davettir:

Oku! Seni yaratan Rabbinin adıyla oku.”

(Alak, 96/1)

Okumak, Kur’an’da sadece seslendirmek değildir.

Okumak; anlamak, idrak etmek, haddini bilmektir.

Ve bu okuma, insanın adıyla değil, Rabbin adıyla başlar.

Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyrulur:

Rahmân, Kur’an’ı öğretti.

İnsanı yarattı.

Ona beyanı öğretti.

(Rahmân, 55/1–4)

Yani kelimeyi kuran insan değildir.

Beyan, insana verilmiş bir emanettir.

Harf, kelime ve dil; sahip olunacak şeyler değil,

hesabı verilecek nimetlerdir.

Deli ve dahi.

Babil.

Kelimeleri toplama ve onlarla güç oluşturma çabası.

İlk bakışta uzak gibi duran bu üç başlığın ortak bir zemini var:

Kelimeler ve kuleler.

Güç ve servet.

Yaratılmış bütün kelimeleri kayıt altına alma arzusu.

Kelimeyi toplamak,

manayı kuşatmak…

Secde ile nefsin kuleleri arasındaki ezelî kavga.

Kur’an-ı Kerim’de Firavun şöyle der:

“Ey Hâmân! Bana bir kule yap, belki göklere ulaşırım; Musa’nın ilâhına bakarım.”

(Kasas 28/38; Mü’min 40/36–37 meali)

Bu cümlede üç temel işaret vardır:

1. Yukarı çıkma arzusu (yücelme, üstün olma)

2. Görerek hükmetme isteği (“bakayım, kontrol edeyim”)

3. İlâhî olana sınır çizme küstahlığı

Taştan kule ile kelimelerden oluşan arasında şekil farkı vardır;

ama ruh aynıdır.

Firavun taşları üst üste koydu.

Anlatmaya çalıştığım insan kelimeleri.

“Ben ölçerim.

Ben adlandırırım.

Ben sınırlarım.” diye firavunla aynı yerden konuşur.

Bütün kulelerin altında bu derin bir arzu yatar. İnsan sadece bilmek istemez.

Üstün olmak ister.Sadece anlamak değil,

anlamı dağıtan olmak ister.

Sadece sıralamak değil,

kader çizer gibi düzenlemek ister.

Oysa kulun yeri kule değil, secdedir.

Kul, secde ederek yükselir.

Firavun “Sizin en yüce rabbiniz benim” derken,

sadece bir cümle kurmadı;

bir iştahı ele verdi.

İnsan damarlarında gezenin fısıltısını.

Deli ve Dahi filminde bu çaba,

yaralı bir ruhun tutunduğu dal gibidir.

Bir adam, kelimelere sarılarak dağılmış aklını bir arada tutmaya çalışır.

Orada kelimeler, onları sıralayıp düzenlemek bir merhem gibidir.

Ama Babil romanında aynı sözlük,

başka bir yüz gösterir:

Kelimeleri toplayanlar,

dünyayı da toplamaya kalkışanlardır.

Dilleri kayda geçirmek,

anlamları sınıflandırmak,

hangi sözün “doğru”, hangisinin “eksik” olduğuna karar vermek…

Hepsi sessiz bir cümlede birleşir:

“Biz biliriz.”

“Biz adlandırırız.”

“Biz belirleriz.”

Bilmek → sahiplenmek → hükmetmek.

Kur’an-Kerim bir hakikati anlatır işitene.

“De ki: Rabbimin sözleri için deniz mürekkep olsa, deniz tükenir; Rabbimin sözleri tükenmez.”

(Kehf, 18/109)

Allah’ın kelimeleri sayfalara sığmaz.

Ciltlere, kütüphanelere sığmaz.

Sığarsa, Allah’ın bildirdiği kadar, şeçtiği bir gönle sığar.

İnsan dünya kurulalı beri sonsuzu saymaya heveslidir. Onun için tehlike cehalet değil,

bilginin içine gizlenen kibirdir.

Bilmek isteği değil,

her şeyi bilme iddiasıdır insanı yoran. Kelimeleri toplamak güzeldir.

Ama manayı kuşatmaya kalkmak,

kulun ölçüsünü aşar.

İlim, haddini bilince nurdur.

Haddini aşınca put yapar kendine.

Ve böylece bir sözlük,dua defteri olmak yerine kibirin kulesine dönüşür.

Göğe uzanan

ama secde etmeyen bir kuleye.

Kelimeleri zapt etmek  →

anlamı sahiplenmeye dönüşür →

sahiplenmek → iktidar üretir, yavaşça tevazusunu kaybedip tahakküme dönüşür.

Kelimeleri saymak mümkündür.

Ama kelimeyi var eden manayı saymaya kalkan,fark etmeden kendini ilâh yerine koymaya başlar.

Bilgi kılığına girmiş kudret arzusu…

Sessiz ama çok eski bir kibir…Secde ile kule arasındaki ezelî kavga.

İnsan bütün kuleleri kurarken kul olduğunu hatırlamaz, unutur.

İnsan kuldur.

Ne kelimenin sahibi,ne mananın ölçüsü,

ne de kaderin yazıcısıdır.

Kul, anlını yere koyan demektir.

Sınırını bilen demektir.

Kendisini merkez sanmayan demektir.

Firavun’un yanıldığı yer tam burasıydı.

Modern aklın kibri de burada filiz verdi.

Dilleri yeniden kurma cesareti de aynı damardan aktı:

İnsan kendini ölçü yerine koydu.

Oysa üstünlük bilgiyle değil,

soylulukla değil,

ırkla, dille, çağdaşlıkla değil…sadece takvadadır.

“Allah katında en üstün olanınız, O’na karşı en çok takvâ sahibi olanınızdır.”

Takva , rabbini bilmek ,azametini hissetmek, yaşamını sevgisini kazanmak için rızası yönünde düzenlemektir.

Kule yapmak değil,secde etmektir.

İnsan tahtta değil,secdede eşittir.

Allah’ım,

bize bilgiyi kibir değil hikmet eyle.

Kelimeleri emanet, manayı hidayet kıl.

Bizi kulelere değil secdeye yaklaştır.

Bildiklerimizle değil, sen bildirmezsen bilemeyeceğimizi bilmekle yükselt.

Âmin.

 
 
 

1 Yorum


sengulyldrm2
2 gün önce

Amin 🤲 💕🌹

Beğen

© 2023 by NOMAD ON THE ROAD.

  • Instagram Black Round
  • Pinterest - Black Circle
bottom of page