top of page

Kudret helvası ve bıldırcın eti.

Yazarın fotoğrafı: hüma
hüma
17 saat önce
4 dakikada okunur

  Gün bitti. Zaman  akşam seyrinde hızlıca yol almada. Niyet ettim ,bir  vesile gündemim olan mannayi yazacağım ,geç de olsa.


   Hani,  İsrailoğulları'nın Mısır'dan çıktıktan sonra kırk yıl boyunca şaşkınlıkla dolaştığı,  Tih Çölü'nde (Arapça: Bâdiyetu't-Tîh / بادية التيه).  gökten indirilen yiyecelerden biri olan manna'dan.


   Manna, arastirmacilarin  merakını celbediyor,arastirmalara konu oluyor. Bazılari,efendimizin hadisinde buyurdugu gibi, bir türüf mantarı cesidi olan Tirmania nivea (çöl türüfü) derken, bazıları ağaçlarda biriken bir çeşit reçine veya ağaçlarda yaşayan bir çeşit kurdun - böceğin salgısı diye görüş bildiriyorlar.


    Günümüzde altın suyu vb isimlerle anılan ne  olduğu ,nasıl yapıldığı belirsiz mannalar da var. Belki bir sonraki yazıda ona da bir göz atarım. Zira  Epifiz bezine etki ediyor,üçüncü gözü açıyor vb  söylemlerle satmaktalar.


     Men ya da Manna  yılın belirli dönemlerinde (özellikle gece ile gündüz arasındaki ısı farkının en keskin olduğu mevsim geçişlerinde) Sina Çölü, Irak, İran veya Suriye'nin kurak bozkırlarında yetişen belirli bitkilerin ve ılgın,dişbudak  ağaçlarının gövdelerinden toplanmakta.


    Servis edilenler fabrika üretimi olmadıkları için her biri kendine has boyutlarda,bazen hafif kirli beyaz, fildişi veya griye çalar renkte, yüzeyleri  eğri büğrü. Sabah güneş doğmadan, henüz eriyip gitmeden önce yerel halk tarafından dallardan veya topraktan kazınarak derlenmekte.


   Modern dünyada bazı markalar bu ismi yapay tatlı ürünleri için ticari olarak kullansa da, geleneksel olarak satılan o saf, reçinemsi yapı binlerce yıllık çöl hafızasını bugüne taşıyan yaşayan birer antika lezzet.


   İnsanlarin büyük lutuflarla birlikte, yoklukla, sabırsızlıkla ve türlü  imtihanla örülen tarihinin en  çarpıcı kesitlerinden biri, gökten zembille inen saf ikramlar ile insanın kendi dilleri ile  talep ettiği toprağın sıradanlığı arasındaki o keskin çizgi. Kur'an-ı Kerim, bu kadim yolculuğu yalnızca geçmiş bir kavmin kıssası olarak değil, insanın fıtratındaki nankörlük ve şükür dengesinin sarsılmaz bir aynası olarak gözler önüne sermekte.  Hz. Peygamber sav  ise bu ilahi ikramın izlerini yeryüzündeki mucizevi şifa kaynaklarıyla anlatmakta.


İsrailoğulları'nın Mısır'dan çıkışının ardından Tih Çölü'nde geçirdikleri kırk yıllık çetin süreç, Kur'an'ı Kerim'de ilahi rahmetin, merhametin ve himayenin en somut nişaneleriyle donatılmış.   


   Çölün kızgın güneşinden ve kuraklığından korumak için üzerlerine bulutlar var edilmiş,,varlık yokluk dengesinin kurulduğu o zorlu coğrafyada onlara zahmetsiz, saf bir besinler  sunulmuştur. Kur'an-ı Kerim, bu lütfu şu şekilde bildirir:


"Bulutları üzerinize gölge yapmış, size kudret helvası (men) ve bıldırcın eti indirmiştik: «Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temizinden yiyin» (demiştik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı." 1


Tâhâ Suresi'nde ise bu ilahi ahit doğrudan hatırlatılır:


"Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtarmış, Tûr’un sağ yanında sizinle sözleşmiş ve üzerinize kudret helvası ile bıldırcın eti indirmiştik." 2


Aynı ilahi ikram, A'râf Suresi'nde suyun fışkırtıldığı mucizevi pınarlarla birlikte bir bütün olarak zikredilir; çölün ortasında hem barınma hem gölgelenme hem de en saf gıdayla beslenme imkânı, insan iradesine sunulan kusursuz birer rahmet halkasıdır 3


   Mitolojik ve İsrailat olarak anlatıların ötesinde, bu kadim lütfun yeryüzündeki somut karşılığı ve bereketi peygamberimiz,efendimiz  Hz. Muhammed (s.a.v.) tarafından da zikredilmiştir. Sahih hadis kaynaklarında, İsrailoğulları'na indirilen men (kudret helvası) ile toprağın zahmetsizce sunduğu çöl trüfü (kamat) arasında doğrudan bir bağ kurulmuştur. Sahâbî Saîd bin Zeyd’den rivayet edilen bir hadiste Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur,


"Kamatü (çöl trüfü / mantarı), Allah Teâlâ’nın İsrailoğulları’na indirdiği mannadan (kudret helvasından) bir lütuftur; onun suyu da göz için şifadır." 4


İslam alimleri ve tabipleri, insan eliyle ekilip biçilmeden, tarım zahmeti çekilmeden yağmurlarla birlikte topraktan kendiliğinden biten çöl trüfünün,gökten inen men ile aynı fıtri ve zahmetsiz rızk karakterini taşıdığına dikkat çekmişler. Bu rivayet, mannanın yalnızca geçmişte kalmış mitsel bir hatıra değil, doğanın kurak dengesinde ilahi rahmetin yeryüzündeki bir tecellisi ve şifası olarak varlığını sürdürdüğünü göstermekte.


   Ancak insan, sükûnetin, sadeliğin ve zahmetsiz lütfun konforuna bir süre sonra tahammül edemeyen çalkantılı bir tabiata sahip. Gökten ve doğanın saf özünden gelen, işlenmemiş bu eşsiz rızıklar ile beslenen  kavim,  bir süre sonra sıkılmış , sizildanarak  toprağın ağır, zahmetli ve nefse hitap eden ürünlerine heves etmiş. Kur'an-ı Kerim, bu trajik kırılmayı Bakara Suresi'nde bütün berraklığıyla kaydeder:


"Hani siz, «Ey Musa! Biz bir çeşit yemeğe katlanamayacağız, bizim için Rabbine dua et de bize yerin bitirdiklerinden; sebzesinden, hıyarına, sarımsağına, mercimeğine ve soğanına kadar yetiştirip çıkarsın» demiştiniz. Musa ise, «Daha iyi olanı, daha kötü olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya inin; çünkü orada kendiniz için istedikleriniz var» demişti." [5]


   Bu talep, göğün saf ve ilahi kaynağından kopup toprağın çamuruna, hırslarına ve sıradanlığına razı olmanın; nimete karşı gösterilen nankörlüğün ve azgınlığın en net ifadesidir. Nitekim Tâhâ Suresi'nin devamındaki uyarı bu hakikati mühürler:


"Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yeyin, bu hususta azgınlık ve nankörlük de etmeyin; yoksa üzerime gazabım iner. Gazabım kime inerse, o kesinlikle helak olup gider." [6}


   İsrailoğulları'nın kutsal topraklara girmekten korkup direnmesi, Hz. Musa'ya ve ilahi iradeye karşı geldikleri tavır, onların bu çöl coğrafyasında yönlerini kaybedip kırk yıl boyunca başıboş kalmalarına (tih) yol açmıştır 7.Kur'an-ı Kerim Maide Suresi'nde bu cezai süreci şu şekilde duyurmakta,


"Allah buyurdu ki: «Artık orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır; bu süre içinde yeryüzünde şaşkınlıkla dolaşıp duracaklar. Artık o yoldan çıkmış topluluk için üzülme.»" 8


   Kur'an-ı Kerim'in ayetleri ve Hz. Peygamber'in sünnetiyle aydınlanan Tih Çölü kıssası gökten inen saf lütuf (men) ile insanın topraktan talep ettiği hırslı lezzetlerin çatıştığı bir iman ve nankörlük merkezidir. insanın beslenme kaynağının gökten (ilahi ve saf kaynaktan) yere (toprağın karmaşık ve maddî dünyasına) evrilmesi, sadece ruhî bir düşüş değil, bedensel ve hücresel düzeyde de derin bir dönüşümün tetikleyicisidir. Geleneksel ve ezoterik bazı okumalarda, saf gıdanın terk edilip toprağın ağır, tortulu ve hırslı gıdalarına geçilmesi,insanın fıtratındaki kodların, kimyasının ve dolayısıyla nesilden nesile aktarılan biyolojik dengesinin (kan grupları veya genetik ifade biçimleri dahil) kabalaşmasına ve değişmesine yol açan bir eşik olarak değerlendirilir. Gökten inen tecrit edilmiş bir ruhî tatmini temsil ederken, yerden biten nefsin ve toprağın bağlarını, hırslarını ve dünyaya tutunuşunu temsil eder.


   Dolayısı ile tıh cölü kissasi, insanoğluna elindekinin kıymetini bilmeyi, ilahi ikrama teslim olmayı hatırlatan,nefsani çeşit arayışlarının insanı sürüklediği sarsıcı kaybı anlatan ebedi bir ibret tablosu.


Dipnotlar


1- Kur'an-ı Kerim, Bakara Suresi 2:57.


2 -Kur'an-ı Kerim, Tâhâ Suresi 20:80.


3-Kur'an-ı Kerim, A'râf Suresi 7:160.


4-Buhârî, Tefsîru Sûre [2] 4, Tıb 20; Müslim, Eşribe 157. (Çöl trüfünün mannadan bir lütuf olduğuna dair hadis).


5-Kur'an-ı Kerim, Bakara Suresi 2:61.


6- Kur'an-ı Kerim, Tâhâ Suresi 20:81.


7- Kur'an-ı Kerim, Mâide Suresi 5:20-26.


8- Kur'an-ı Kerim, Mâide Suresi 5:26.



    


 
 
 

Yorumlar


© 2023 by NOMAD ON THE ROAD.

  • Instagram Black Round
  • Pinterest - Black Circle
bottom of page