top of page

İki nefha arasında bir nefes...

  • Yazarın fotoğrafı: hüma
    hüma
  • 1 gün önce
  • 3 dakikada okunur

Ne yazsam diye düşünurken karşıma ilk çıkan kelime ile alakalı yazayım dedim kendi kendime.


  Nefha cikti okuduğum satırlar arasından pırıldıyarak.


   Bakalım neler dökülür kelamdan,kaleme. Nasıl yol alır.


   İnsan denilen yaratılmışın,iki nefha arasında yankılanan bir varoluş hikâyesidir " hayat".


   Balcigin bağrından başlayıp, mahşerin ufkuna uzanan...


   Her şey, sonsuz sessizliğin ortasında bir ilahi dokunuşla başladı. Çamurdan ve şekilsiz topraktan ibaret olan insan bedenine, zamanın ötesinden bir "nefha" değdi.


  "Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın." Hicr 29.


   Bu ilk nefha, toprağı canlandıran, et ve kemiğe akıl, kalp ve vicdan yükleyendi.  İnsan, bu ilahi nefesten aldığı emanetle gözlerini dünyaya açtı, işitti, gördü ve sevdi. Bir avaz ile başladı nefes olup akmaya.    


    Ancak her başlangıç, kendi içinde sonunu da barındırır .


   Gün gecip,devran dönüp de insanoğlu emanete burunerek geçirdiği rüyasından uyanma vaktine yaklaştıginda, kâinatın en büyük ve en sarsıcı anı gelip çatacak. Büyük kıyamet kopacak.


   Küçük kıyamet ise , gözünü Arş’tan ayırmadan,  teslimiyetle bekleyen İsrâfil (a.s.), o devasa Sûr’u ağzına dayadiginda kopacak. İlk nefha ile can bulanlar,Sûr’a üflenen o ilk dehşetli avazla sarsılacak. Dağlar yün gibi atılacak, denizler kaynayacak ve kâinat derin bir sessizliğe gömülecek.


   "Ve sur üflenmiştir de Göklerde kim var, Yerde kim varsa çarpılıp yıkılmıştır, ancak Allahın dilediği müstesnâ, sonra ona bir daha üflenmiştir, bu kerre de hep onlar kalkmışlar bakıyorlardır" (Zümer, 68)


   Bu nefhanin ardından, zamanın ve mekânın hükmünü yitirdiği "kırk zamanlık" o muazzam bekleyiş başlayacak. Gökyüzünden hayat veren bir su inecek ve toprak, bağrında sakladığı o küçük insan tohumlarını (acebü'z-zeneb) yeniden yeşertmeye koyulacak.


Ve nihayet, ikinci nefha... İkinci üfleyişle birlikte kâinat yeniden uyanacak, ölüm uykusu dağılacak.


Efendimiz’in (s.a.v.) müjdelediği gibi, insanlar tıpkı topraktan fışkıran bitkiler gibi kabirlerinden doğrulacak ve Yâsîn Suresi'nde tasvir edildiği üzere: "Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden Rablerine doğru akın akın gitmektedirler." (Yâsîn, 51)


   İşte insanın hikâyesi bu iki nefha arasında gizli. Birinci nefha ile çamurdan doğan nefesimiz, son nefha ile ebediyetin sahibine dönecektir. Topraktan Arş'a uzanan bu yolculuk, O'ndan gelenin yine O'na kavuşma hikâyesi.


   Bu iki nefha arasında insan, iki sahil arasındaki bir gemi gibi. Alınan her nefes bizi ilk başlangıcımızdan uzaklaştırırken, verilen her nefes o büyük uyanışa yaklaştırır. Şairlerin, ariflerin ömrü bir "göz açıp kapama" ya da bir "nefeslik mihmandarlık" olarak görmesi bundan olsa gerek.


Eğer insan, kalbindeki o ilk nefhanın temizliğini koruyabilir ve göğsündeki her nefesi bir emanet bilerek yol alırsa; kâinatı sarsacak olan o son üfleme onun için bir felaket değil, aslına, vuslata dönüştüren tatlı bir esinti olur.


Mademki iki esinti arasında bir nefes insan,o halde bu nefesi incitmeden, incinmeden, güzellikle ve menzile yürüyerek tüketmek gerek.


   İki nefha arasındaki o bir nefeslik ömrü taçlandıracak en yüce niyet,  Fecr Suresi'nde ne de güzel çizilmiş.


"Ey mutmain olmuş nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! Seçkin kullarımın arasına katıl ve cennetime gir!"(Fecr, 27-30)


   Mutmain olmak; şüphelerden arınmış, rüzgârın yönüne göre savrulmayan, her nefesinde Allah'ın takdirine teslim olmuş bir kalbe ulaşmaktır.   


 Mutmain olmuş bir nefis, fırtınalı bir denizden kurtulup ebedi bir sükûnete kavuşmuş, limanını bulmuş bir gemi gibidir. O, iki kozmic nefha arasındaki o bir nefeslik ömrü ne hırsın pençesinde ne de korkunun gölgesinde tüketmiştir.


Gözlerini açtığı o ilk ilahi üfleyişin safiyetini sadakatle korumuş, kalbini dünyanın geçici gürültülerinden arındırmıştır. Onun için mutmain olmak, rüzgârın yönüne göre savrulmayı bırakıp, her nefeste İlahi Takdir’in esintisine teslim olmaktır. Başına gelen dertleri birer imtihan goncası, lütufları ise birer şükür vesilesi bilmiştir. Hayatın dalgaları ne kadar yüksek olursa olsun, onun içindeki o derin deniz her daim sakin ve durudur. Zira o, kelamın en doğrusuna kulak vermiş ve ruhunu şu hakikatle emzirmiştir:


“...Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur.” (Ra'd, 28)


   Bu kıvama eren bir can için artık zamanın, mekânın ve maddiyatın dar kalıpları kırılmıştır. O, her solukta Yaradan’ı solur, her adımda O’nun rızasının izini sürer. İşte bu yüzden, o son ve dehşetli Sûr’un sesi yükseldiğinde, mutmain olmuş nefis ürpermez. Kâinat yıkılırken o, asırlar öncesinden kalbine fısıldanan o kutlu daveti duymanın huzuru içindedir.


Ölüm onun için bir yok oluş değil, dünya gurbetinden sılaya bilet kesilmesidir, üflenen Nefha'nın sahibine yüz akıyla iade edilmesidir. Ve nihayet vuslat zamanı geldiginde o saf ve huzurlu ruha ötelerden en zarif, en muazzam nida yankılanır:


“Ey mutmain olmuş nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! Seçkin kullarımın arasına katıl ve cennetime gir!” (Fecr, 27-30)


   İşte en büyük saadet, iki rızanın bir kalp hizasında buluşmasıdır. Kulun kaderinden, Rabbinin ise kulundan razı olduğu o muazzam vuslat... Hikâyenin en güzel sonu, ebediyetin ise en mukemmel başlangıcı budur.



 


  


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Tekasur süresi ile tedailer.

Yang Yexin’in Şanghay’da gerçekleştirdiği "Bin Altın Tanesi" (Thousand Grains of Gold) performans sanatı üzerine tedailerimi paylaşmak istiyorum bugün. Şanghay’da geçtiğimiz günlerde sergilenen bu

 
 
 

1 Yorum


sengulyldrm2
bir gün önce

Rabbim muvaffak eyleye cümlemizi ...

Beğen

© 2023 by NOMAD ON THE ROAD.

  • Instagram Black Round
  • Pinterest - Black Circle
bottom of page