
Dağılmış Yolların Kıblesinde...

“Suya bir taş atarsın;Halkalar büyür, büyür, bütün denizi kaplar...Söz dersin, bir yürekten çıkar;Bütün yürekleri dolaşır, bir vicdan olur.Nerededir dostun evi?Yüreklerin aynı ritimle attığı yerdedir...” — Sohrab Sepehri- Adres.
Milyonlarcayiz. Milyarlarca.Aynı gökyüzünün altında, aynı toprağa basarak yürürüz, fakat ne zaman ki adımlarımız dolaşır, ayrı yönelere dağılır, işte o zaman kararır dünya, insanlık kendi içindeki doğru rotasını kaybeder. Oysa Sepehri’nin fısıldadığı gibi, gonulden çıkan samimi bir ses, doğru bir frekansta buluştuğunda diğer gönüllere, koca bir denizi kaplayan vicdan halkalarına dönüşebilir.
Son zamanlarda duya işite ,aşina olduğumuz Nikola Tesla’nın "Evrenin sırlarını anlamak istiyorsanız enerji, frekans ve titreşim cinsinden düşünün" sözü, sadece fiziğin değil, varligin ve insanlığın da hakikati. Kısaca herşey hareket halinde enerji.
Bizden bilenler ise , ("enerji", "frekans") değil; "nur", "tecelli", "zikir", "hareket" ve "mertebeler" gibi kavramlarla anlatmislar bu ahvali.
Kuran-ı Kerim de, İsra suresi 44. Ayette
"Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O'nu tesbih eder. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlamazsınız."
Pek çok örnek verilebilir titresimlere . Maksadım başka. Devam ediyorum.
Bastığımız toprak katı görünür ama dev bir titreşim orkestrasıdır. Diyorlar ki, arzın temel kalp atışı olan Schumann Rezonansı (7,83 Hz), öyle muazzam bir akorttur ki insanın en derin huzura erdiği, duaya durduğu ve bir masuma şefkatle el uzattığı andaki beyin dalgalarıyla (Alfa ritmi) tam olarak aynı frekansta titreşir.
Biz buna "huzur" deriz; oysa o, doğru rotada, insanlıkla ve ilahi nizamla aynı frekansta buluşmanın sesidir.
Fizikte, rezonans dedikleri büyüleyici bir kural var.Farklı ritimlerde sallanan iki sarkaç yan yana konulduğunda, bir süre sonra görünmeyen dalgalarla aynı ritimde sallanmaya başlar.
Fizik evrenindeki dalga hareketleri, insan ilişkilerinin matematiksel bir aynası sanki.
Ayrışırlarsa bir gürültüye dönüşüp birbirlerinin enerjisini emer,aynı frekansta buluşurlarsa bir rezonans yakalayıp dünyayı değiştirecek güçte bir ahenk sergilerler.
İşte bu evrensel rezonans ihtiyacının ortasında, 7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke-i Mükerreme’de tarihi bir adım atıldı. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bir araya gelerek Mekke Ortak Savunma Anlaşması (Mekki Anlaşma)’nı imzaladı.
Anlaşmanın Kâbe'nin gölgesinde imzalanması, sıradan bir askerî ve siyasi manevranın ötesinde.Türkiye’nin teknolojik birikimi, Pakistan’ın caydırıcı gücü ve Suudi Arabistan’ın imkânları, dağılan frekansları yeniden tek bir akortta toplama iradesi.Birine yapılan saldırıyı hepsine yapılmış sayan bu kolektif güvenlik ilkesi, sadece sınırları değil; yetimlerin, masumların ve mazlumların sığınacağı müttefik bir vicdan kalkanını temsil eder.
Böylesi büyük adımlar atıldığında, muhalif söylemlerin olması doğal olarak beklenir. Nitekim takip edilebildigi kadar ,bu anlasmanin ardından da, hızlıca bir "Sünni İttifakı" , bir mezhepsel kutuplaşma ekseni suclamalari dillendi.
Oysa bir coğrafyada evler yanarken çıkan dumanın rengine, kurbanın mezhebine bakılmaz. Tam da bu noktada AKRA Medya’nın gür bir sesle senelerdir dile getirdiği "Sağduyulu İttifak Çağrısı", ayrılığın gürültülü titreşimini kesen bir rezonans arz etmekte. -1-
Mekke Anlaşması, kapılarını kapatan değil,aksine aynı insani ve islami frekansta buluşmak isteyen her bir ruha kucak açan kapsayıcı bir sağduyu zemini.
Mehmet Akif Ersoy mısraları uygun meramı anlatmaya.
Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir...
Gazze’den Arakan’a, Doğu Türkistan’dan Afrika’nın açlıkla boğuşan yetimlerine kadar cereyan eden trajediler, bizlere parçalanmış bir dünyanın ne kadar zayıf düştüğünü gösteriyor. Rabbimizin, "Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp bölünmeyin"(Âl-i İmrân, 103) buyruğu, sadece dini bir emir değil, insan kalabilmenin ve kainatın ilahi akortuna uyum sağlayabilmenin rehberidir.
Mekke Anlaşması, geçmişin bozuk titreşimli ve kanlı sayfalarını kapatıp geleceğe umutla bakabilmek için büyük bir fırsattır. Ancak bu ittifakın kalıcı bir esenliğe dönüşmesi; sadece devlet başkanlarının attığı imzalara değil, toplumların kardeşlik, yardımlaşma ve merhamet frekansını ne kadar içselleştireceğine bağlıdır.
İnsanlığın bugün ihtiyacı olan şey,mezhebi, ırkı ne olursa olsun aynı vicdanda buluşan yüreklerin, mazluma ekmek, yetime çatı, zalime ise geçilmez bir rezonans duvarı olmasıdır.
Mekke’de atılan bu imzanın; tefrikayı bitiren, kardeşliği dirilten, muslumanlara ve tüm insanlığa huzur taşıyan köklü bir adalet harmonisine dönüşmesi duasıyla...
Cumanızi tebrik eder ,afiyetler dilerim.
1-


Yorumlar