
Gönül darlığı.

Kem durur yoksulluktan nicelerin varlığı,
Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı.
Batmış dünya malına, bakmaz ölüm hâline, Ermiş Karûn malına, zehî iş düşvarlığı.
Bu dünya kime kaldı, kimi berhudâr kıldı? Süleyman'a olmadı onun berhurdârlığı.
Süleyman zembil ördü, kendi emeğin yerdi, Onun ile buldular onlar berhudârlığı.
Gel imdi Miskin Yunus, nen var yola harc eyle, Gördün elinden gider bu dünyanın varlığı.
Yunus Emre’nin "Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı" diyerek feryat ettiği o darlık, aslında insanın ilahi muştuya hazırlanışı. Dünya malına,imkanlarına,gücüne mağrur insana bir mesaj. Dünya malı kalbin açlığını gidermez; ne kadar varlığa gömülürse gömülsün insan, rotasindan sastikca göğsüne oturan o ağır kayayı kendi imkanlarıyla söküp atamaz. Ruzalullah çizgisinde yol almaya başlayacak ve
kulun biçare kaldığı o en koyu darlık anında, İnşirah Sûresi’nin ayetlerinin açtığı limana sığınacak.
"Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Senden o ağır yükünü indirmedik mi? Ki o yük senin belini bükmüştü."
Yunus’un bahsettiği o "gitmeyen gönül darlığı", kulun kendi nefsiyle ve dünyalık imkanlarla feraha çıkamayacağının en açık itirafı. Gönlü genişletecek olan ne Karûn’un hazineleri ne de dünyanın fani varlığı... O göğsü yarıp içindeki daraltan yükü çekip alacak olan, yalnızca Rabbimizin rahmeti.
Şiirin devamında Yunus’un gösterdiği "nen var yola harc eyle" nasihatı, İnşirah Sûresindeki ayetler ile mühürlenir.
"Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Evet, doğrusu her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. O halde bir işi bitirince hemen diğerine koyul ve yalnız Rabbine yönel!"
Dünyanın yükü belini büktüğünde, Yunus’un anlattığı o darlığı hissettiği an, bilmeli ki sıra İnşirah’tadır.
Sıkıntı insanı Rabbine sevk ediyorsa, o darlık aslında göğsünün genişlemesine (inşirahına) gebedir. Kul elindekini ve gönlünü O’na teslim ettiğinde, belini büken her yük hafifler, yerini tarifsiz bir ferahlığa bırakır.
Gönlün daralması, kulun kendi kabına sığamayıp kabını aşma gayretidir. İnsan sanır ki o anda ,darlık bir hapistir. Oysa toprağın altına düşen tohum da önce zifiri karanlıkta sıkışır, kabuğunu çatlatır ve ancak o darlıktan sonra güneşe filiz verir. Kalbin sıkışması, hikmet toprağına düşmüş bir tohumun patlama anıdır.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî bu sırrı ne güzel fısıldar: "Sanma ki darlık sadece sana hastır. Yay ne kadar çekilirse, ok o kadar uzağa gider. Gönlün daralıyorsa bil ki Rabbin seni daha uzağa, yüksek bir mertebeye fırlatmak içindir."
Gönül daralmadıkça içinin derinindeki cevher dışarı sızmaz. Bir ney, içi boşaltılıp bağrı yakılmadıkça o yanık sesini duyurabilir mi? Bir mum, erimedikçe etrafına aydınlık saçabilir mi? İşte erbab-ı hikmetin dili, tam da o darlık anında çözülür; çünkü feryat eden nefis değil, sığınacak bir kucak arayan ruhtur. Nitekim Fuzûlî, "Bela ve dert, âşıkların kalbini cilalayan bir zımparadır. Paslı gönül hikmet söylemez; dert ile yoğrulan dil ise inci saçar" diye gönül darlığının dile getirdiği cevheri işaret eder.
Yol karardığında, yalnızlık hissi ruhu sardığında Mevlana, Fi ma fihden su manayı iceren sozler ile su serper gönül yangınına. "Şu hayatta tek başınaysan ve yolunu kaybettiysen , sakın üzülme. Allah senin yalnızlığını gördü ve araya kimse girmesin diye kapıları kapattı. Çalınan kapı açılır, yeter ki sen vurmayı bil!"
Mevlananin bu ifadesi,İbn Âtaullah el-İskenderî'nin hikmetili sözü ile birleşir "Sana kapıların kapanması, seni O’ndan başkasına muhtaç etmemek içindir. Seni dünyadan sıktı ki, genişliği yalnız O’nun katında arayasın."
Gece en zifiri anına vardığında sabaha çok yakindır. Seher vaktinin o mübarek ve serin huzuru, gecenin karanlığına sabredenlerin nasibidir. Kur'an "Şüphesiz her güçlükle beraber bir kolaylık vardır" ayeti ile darlığın hemen ardında gizlenen o ilahi genişliği müjdeler. Abdülkâdir-i Geylânî de sözleri ile "Gönül darlığı, kalbin gıdasını dışarıda aramasından doğar. Sen kalbini mülkün sahibine çevir; göreceksin ki darlık dediğin şey, genişliğe gebe bir sancıdan ibarettir." Bu gerçeği ifade eder.
Rabbimiz, kulunun kalbini dünyadan soğutup Kendine çekmek istediğinde, dünyanın bütün genişliğini ona dar getirir. Çareyi mahlukatta değil, Halık’ta arasın diye kapıları teker teker yüzüne kapatır. Nihayetinde Niyâzî-i Mısrî'nin idrakine varır insan: "Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş..."
Bu yüzden gönül daraldığında feryat etmek yerine sükûta bürünmek, o darlığı bir davet bilmek gerek . Kul, acziyetini eline alıp Fâtiha'nın kapısına vardığında, "Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım dileriz" anahtarını kalbin kilidine çevirdiğinde; göğsü yaran o amansız darlık, yerini anlatılmaz bir inşiraha bırakır.
Sıkıntı, kalbi pasından arındıran ilahi bir ciladır. Ve o cila tamamlandığında, gönül artık darlığı değil, o darlığın içinden doğan hikmeti konuşmaya başlar.


Yorumlar