top of page
  • Yazarın fotoğrafıhüma

Dünya gurbetinde muhacir olmak.


Uzunca bir aradan sonra ,evimizin bahçe kapısını aşarak yollara düştük.

Az gittik uz gittik. Dere tepe düz gittik.

Nihayetinde güzergah hitama ermeye yaklaşırken ,yükseklerden kademe kademe inerek denizle buluşan kaz dağlarının silüetleri göründü ufukta.

Bu masal dağının her akşam güneşinde denizle kavuştuğu yerdir baba diyarımız.

Canparem, burasını kaz dağlarının denize düştüğü yer diye anlatır soranlara.

Yukarı baktığında efsunlu yeşil , başını öte tarafa çevirdiğinde berrak mavi tonları.

Hasretle dolu olunca bakışlar görünen herşey sıradışı bir özellik kazanır bilirsiniz. Biz de yorgun ve başımız dönmüş haldeyiz.

İki sene önce, doydukları yerlere dönenler çekildiği için bomboş kalan sahilde yürürken birden ardımda sesler duyup döndüğümde onunla karşılaşmıştım. Van kedileri gibi bir gözü mavi,bir gözü kahverengi,mahzun bakışlı zarif bir köpekti. Sessizce yürüdü benimle sahil boyu.

Üç gün her sahile indiğimde onu aradı gözlerim.

Ama o günden sonra bir daha görmediğim bu köpekçiği ve o vesile yazdığım yazıyı günümüzün temel sıkıntılarından biri ile alakalı düşüncelerime tercüman kılmak niyetim.

Gidişattan son derece rahatsız ve üzgünüm zira. Bazılarımızın Ensar olmaya çalıştığı zulüm yorgunu mülteciler kastım.

Ayağımıza takılan taşlara bu himmete muhtaç insanlara gösterilen tavır sebep olabilir diye endişe ederim.

Bizler susuz kalmış bir köpeğe ayakkabısı ile su verdiği için cenneti kazananı ,bir kediyi hürriyetinden mahrum ettiği cehennemlik olanı biliriz. İnanırız ki dünya ve ahiret saadetimiz bir başka varlığa ettiğimiz iyiliklerle şekil alır.

Güzelleşir. Gelelim minik köpekten yola çıkarak kalemimden dökülenlere;

Bugün de gelmedi.

Fotoğrafını çekmemiş olsam hayal gördüm sanacağım. Bir görünüp,kayboldu.

Düşünüyorum da sanki her gün seyrettiğim manzaraya sonradan eklenmiş gibiydi.

O kadar yabancı,kırgın ve garip.

Kırgındı.

Nerden anladın derseniz, sessiz ,sözsüz lisan-ı hal ile söyledi.

İki gözü,iki ayrı renkte anlattı içindeki kırgınlığı.

Terkedilmişliğin hüznü,ne yapacağını bilememenin şaşkınlığı yansıdı mavi ve kahverengi.

Yer ve gök gibi.

Yer ve gök birleşti, aynı hikayeyi söyledi, mavi ve kahverengi ışıldıyarak.

Bir mahzun köpekcik,iki gündür dilimde,gönlümde.

Ondan yola çıkıp bütün sahip olduklarını terketmek zorunda kalan insanlar düşüyor gönlüme. Ve her vesile onlara sövüp sayanlar. Anadan,babadan,yârdan uzaklara sürülüp gelmek zorunda olanlar. Herseyleri varken, hiçbirşeyleri kalmayanlar. Aç ve muhtaç.

Ya geride kalanlar...

Terkedilmiş olmak, terketmek zorunda kalmak sonuçları aynı sebepleri farklı fiiller. Her iki sebep de ardında zalimlerin olduğu zulümler.


Aşinayız aslında çoğunluğu kara bu gözlerin anlattığı hikayelere.


Herşeyi kaybedip, korku içinde, ne yapacağını bilmez halde,muhtaç ,hiçbirşeysiz uyanmak.

Bilirken,kazanır ve harcarken,karnı tok,sırtı pek iken yaban ellerde cahil,yoksul,acemi kalmak.

Sevilip,sayılırken,kıymetliyken yerinde bir anda kayboluvermek yabancı ,öteleyen bakışlar arasında.

İteleyen,öteleyen,hor gören bakışlar...


Nihayetinde dünya gurbetinde herşeyi var zannedenin hiçbir şeyi yok. insan yapayalnız ve sadece sahibinin rahmetine muhtaç. Bir diğerini itelerken,hor görür,kınarken, bir gün aynı halde olmayacağına nasıl güveniyor.?





1-

“Bir adam yolda, yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: 'Bu köpük de benim gibi susamış.' deyip tekrar kuyuya inip, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti."

Resûlullah'ın yanındakilerden bazıları:

"Ey Allah'ın Resûlü! Yani bize hayvanlar (a yaptığımız iyilikler) için de ücret mi var?" dediler. Aleyhissalâtu vesselâm:

"Evet! Her 'yaş ciğer' (sahibi) için bir ücret vardır." buyurdu." [Buhârî, Şirb 9, Vudû 33, Mezâlim 23, Edeb 27; Müslim, Selâm 153, (2244); Muvatta, Sıfatu'n Nebi 23, (2, 929-930); Ebû Dâvud, Cihâd 47, (2550)]

2-

“"Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşerâtından yemeye de salmamıştı." [Buhârî, Bed'ü'l-Halk 17, Şirb 9, Enbiya 50; Müslim, Birr 151, (2242)]

102 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Nasip…

Comments


bottom of page