
Bayram,cuma ve fetih.
- hüma

- 22 saat önce
- 6 dakikada okunur
Bayramın üçüncü günü bugün. Cuma da müminlerin bayramı olduğu hasebi ile bugün iki bayram günü bir arada.
Bir güzellik daha var bugünun tarihi itibari ile. 29 Mayıs 1453'te, Sultan II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) komutasındaki Osmanlı ordusu, 53 gün süren kuşatmanın ardından Konstantinopolis'i fethetti malum.
Yeni bir çağ açildi, bir devir kapandi. Bir imparatorlugun hükmü sona erdi. Pek çok guzelllge başlangıç oldu.
Hasılı sevgili takip edenler bugün çok güzel bir gün çok şükür.
Bu güzel günde ,Fatih sultan Mehmed Han’ın Ayasofya mamur edildikten sonra sonra söylediği hafızın beyitleri ile başlayalım.
Şukr-i hodâ ki herçi taleb kerdem ez hodâ
Ber muntehâyi himmet-i hod kâmrân şodem.
Şükür Allah'a! Ne dilediysem ondan.
Her isteğim yerine geldi, mutlu oldum.
Biz de mutluyuz.
Elhamdulillah.
Arama motorlarına, Fetih, Fatih ve ozellikle Ayasofya ile alakalı bir arama yaptırdığınızda genellikle imparator justiniaus’dan sonrası ve Fatih sultan Mehmet Han’ öncesi dönemi anlatır kaşınıza çakan sayfalar. Ya da Ayasofya’nın sırları diyerek yine bu dönemi baz alan mitleri içerirler.
Justiniaus öncesi ve Fatih Sultan Mehmed sonrası ile alakalı bilgi edinmek daha derin okumalar gerektirir.
Jüstinyanus öncesi ve Fetihten sonrası ile alakalı olarak ,bu kısıtlı alanda doyurucu bir şekilde paylaşım yapmak zor. Bu sebeple yazının buraya alamadığım kısmını ve daha derin okumak isteyenler için okuduğum linkleri www.humeyradan.com adresinde bulmak mümkün.
Evliya çelebinin seyahatnamesine ve bu konu ile alakalı bilgiler veren müslüman olan-olmayan kişilerin eserlerinde anlatılan efsanelere göre,Ayasofya’nın bulunduğu mahalde ilk mabedi hz Süleyman as bina eder. “Dünya durdukça mamur ve şenlik ola" diye de dualar.
Süleyman as mabedinin yapımı ile alakalı bilgi veren anonim kaynaklar yapımında devler, periler, insanlar, cinlerin çalıştığını anlatırlar.
İlk yapılan mabet ağırlıklı sedir ağacındandı derler.
Hz. Süleyman'dan sonra,ilk önce oğlu olmak üzere şehri yönetenler Süleyman mabedini de gerektikçe onarıp bakımını yaptılar. Her seferinde de bir öncekinden kalma malzemeleri kullanırlar.
Süleyman as den sonra Ayasofya şimdi bulunduğu yerde üç kez bina edilir.
Bu bina ediliş esnasında imparatorun gördüğü üç rüya anlatılır. Bu üç rüyanın ikincisi olan rüyanın aynısını mimarı da görür. İkisinin ellerine de Ayasofya’nın planı verilir.
Ayasofya’nın yapımına niyet edildiğinde çeşitli kaynaklarda garipsen gelen,kimliği bilinmeyen bir bilenden söz edilir. Ayasofya’nın planını çizen,korkup çekinen mimarı motive edip yönlendiren bir bilen.
Evliya çelebi seyahatnamesinin bir yerinde Ayasofyanın mimarının Hızır as olduğunu yazar. Böylece bu konuda bilgi veren kaynaklar “bir bilen”nin varlığında birleşir.
Evliya çelebi Hızır as bahsederken “Ayasofya Kilisesi’nin yapımına başlandığında Hz. Hızır gelip “Mühimmat ve levazımatlarını benden alın ve şu sanatlı resim üzerine temel koyun” der.
Önce yere büyük çukur temel açıp tam bir ay temeline has kurşunu eritip büyük nehir gibi akıtıp önce yere kurşun temel bıraktılar. İstanbul’da büyük depremler olduğundan bütün binaların temelini boş edip depremden emin olmak düşüncesiyle Ayasofya’nın en alt katını sarnıç ettiler. Hâlâ Kırkçeşme suyu ile doludur. Bazı yerleri tamir ve yaralanan yerlerini gözetmek için Ayasofya altında kayıklar vardır.” Diye anlatır.
Burada anlatılan bir efsanede aralarında Kudüs’te yaşayan 1700 yaşında bir keşiş de olan ,bir çok insana danışan imparator,yeni mabedi bir altın bir gümüş blok olarak inşaa etmek istediğini söyler. Keşiş ona ahir zamanda insanların altın ve gümüşe düşkün olacaklarını busebeple mabede zarar verebileceklerini,binayı taştan yapmasını söyler.
Alburz ve kaf dağlarından,dünyanın çeşitli yerlerinden eşi görülmemiş mermer sütunlar getirilir.
Ayasofya bina edildikten sonra yüksek kubbenin en sivri üst kısmına konulan yüz İskender kantarı ağırlığında altından bir haç alem , güneşin parlatmasıyla ta Alemdağı, Keşiş Dağı (Uludağ) ve Istranca Dağları'ndan fark edilirdi.
Fetihten sonra yapılan hazırlıklar dahilinde bu haç yıkıldı. Sesi kilometreler boyu çınladı.
Stefan Zweig “İnsanlık Tarihinde Bir Yıldızın Parladığı Anlar”kitabına ilk aldığı “Bizansın fethi” bölümünde,tarihçilerin doğrulamadığı bilgi ve objektif olmayan yorumlara yer verse de, Ayasofya’nın camiye çevrilmesi ve kubbedeki haçın indirilmesi olayına yaptığı yorum geçmişten günümüze batının bakış açısını anlattığı için ilginçtir.
“Haçın devrilmesi Batı dünyasını ürpertir.
Korkutucu yankısı Roma'ya, Ceneviz'e, Venedik'e ulaşır, oradan da uyarıcı bir gök gürültüsü gibi ta Fransa'ya, Almanya'ya uzanır.”
Bu örnek gösterir ki,İstanbul’un fethini ve Ayasofya yı biz başka okuruz,ezeli dost olmayanlarımız başka okur,başka yaşar,başka anlatır. Bizler genellikle sergiledikleri yaldızlı tabloları hayran izlerken,onlar olayı derinliği ile kavramış ve adımlarını kendi menzillerine doğru atmaktalar.
Bu sebep ile daha Ayasofya’nın a sı ağızlardan çıkmadan en tahmin edilmedik yerlerden itirazlar yükselmeye başlar.
Ayasofya’ya çoğumuzun bakış açısı o kadar yüzeysel ve afaki ki,imparator justiniaus’un inşasına öncülük ettiği katedralin açılış günü ana kapıda durup “Ey Süleyman, seni geçtim!' diye böbürlenmesini bir türlü yorumlayamayız.
Bu sözü,derinlemesine bilgi sahibi olanlanlar “dinim dinini,mabedim,mabedini geçti “olarak anlamak lazım diyorlar.
Bu tavır ve söz burada dursun. Biz,Fatih sultan Mehmed’in fetihten sonra,başına toprak serperek, mezhep çekişmelerinden dolayı bakımsız ve viran Ayasofya’ya girişine göz atalım.
Ayasofya’yı zeminden kubbeye kadar gezen Fatih Sultan Mehmet Han ,Caminin kubbesinde,etrafını temaşa ederek Şeyh Sadi-i şirazi’nin divanından Farsça şu mısraları söyler. (Bazı bilenler bu sözleri,fetihten hemen sonra kralın yıkılan sarayını gezerken söylediğini belirtiyorlar. )
Hangi halde söylemişse de dikkat çekmek istediğim nokta değişmiyor.
Muzaffer komutan dünyanın faniliğini hissediyor gönlünde.
perdedari mikoned der kasr-ı kayzer ankebut bum nevbet mizedend der târem-i efrâsiyâb
sezar'ın sarayında örümcekler ağlarından perde örüyor, efrasiyab'ın kümbetinde baykuşlar marş çalıyor"
Fatih Sultan Mehmet Han gurur kibir duymuyor büyük fethinden . Huzur ve hüzün var hissedilen dünyanın faniliğini anlatan bu satırlarda.
Batının ve doğunun hükümdarlarının kâşanelerinde örümcekler ve baykuşlar hüküm sürmekte şimdilerde. Hani nerede bir zamanlar mekan tutmuş olanlar diyor kendine ve ta ötelere bizlere doğru seslenerek. O günden bugüne bütün güç sahiplerine...
Dünya fani, herşey geçici diyerek edip şahsına özgü mesaj veriyor.
Dünyanın faniliği,mağlup bir ağızdan çıktığında başka,galip ,erk sahibi bir gönül dilini tercüman kıldığında başka düşüncelere alıp götürür dinleyeni.
Ayasofya,diğer Ortadoks kiliseleri gibi Kudüs’e yönelik olarak inşaa edilir. Fakat camiye çevrilirken görülmüş ki Ayasofya'nın apsisi tam olarak Kudüs yönüne bakmamakta, hafifçe Mekke yönüne kayma göstermekte. Bilimsel olarak bu durumu depremlere bağlar uzmanlar. Ama efsanelerde anlatılan hikaye başkadır.
Fetihten sonra ilk cuma namazında terleyen direk üzerindeki deliğe parmağını sokan Hızır as tarafından kıblenin Mekke’ye döndüğü anlatılır.
Seyahatnamede yazdığına göre Ayasofya’nın yıkılan kubbesinin onarımı Hızır as tavsiyesi üzerine Mekke’ye giden rahipler tarafından getirilen peygamberimizin ağız suyu ile yapıldı.
Evliya Çelebi “Hâlâ Rasûlullah’ın (sas) ağız suyuyla yapılan yer, kubbenin kıble tarafında bellidir. Bilen canlar baktığında ‘Allahümme salli alâ Muhammed’ derler. Zira kubbenin diğer yerinden Rasûlullah’ın ağız suyuyla yapılan yer günden ayan ve aydınlıktır.” der. Bu yerin günümüzde de belli olduğu anlatılır.
Ayasofya’nın kapı tokmakları özel dökümdür. Üzerinde müsenna hat ile “ya fettah”yazılıdır.
Cami olduktan sonra, herbir köşesinde kıymetli şahsiyetlerin ibadet ettiği yerler,o şahsların adı ile anılan makamlar olmuşlar. Süleyman as makamı,Harun reşit makamı, Eyüp sultan makamı,Akşemsettin makamı gibi.
Ayasofya efsanelerinin 100 kadar olduğunu Doç Dr Dr. Ferhat Aslan "Ayasofya Efsaneleri" kitabında yazar. Bunlardan mermer küplerin hikayesi ile bitirelim.
Lübnan'daki Baalbek'ten getirildiği söylenen kırmızı porfir sütunlardan batı yönüne rastlayanlarının
önünde iki büyük mermer küp vardır ki 3. Murad zamanında Bergama'dan getirildiği sanılmaktadır.
Bu küplerin, Bergama'da çiftlik sahibi Mehmet Hatiboğlu adında biri tarafından bulunduğu söylenir.
Bu çiftçi, bir gün tarlasında çalışırken, sabanı bir şeye takılır, bakar ki ağız ağıza altın para dolu üç
küp. Küplerin üstünü hemen yine toprakla örtüp yerine işaret koyar ve kalkar İstanbul'a gelir, devrin
padişahının huzuruna çıkar, meseleyi anlatır.
Padişah bununla beraber bir vezirini ve bir miktar askerini Bergama'ya yollar. Üç küpü de meydana
çıkarırlar. Padişah emri gereğince bu küplerden birisini kendisine vermeye kalkışınca, Mehmet
Hatiboğlu 'Boşaltın ki alayım' der. Sebebini soranlara 'Efendimiz, bulunacak küplerden birini bana ihsan ettiler. Fakat içindeki altınlardan bahsetmediler. Şu halde bu altınlar benim hakkım değildir'
der. Sonunda, bu derece doğruluğuna mükafat olarak, küplerden kabartmalarla süslü olanı kendisine
verildiği gibi, civarındaki geniş arazi de kendisine bağışlanır. Üzerinde süvariler cengini gösterir
kabartmalı küp, 2. Mahmud zamanına kadar sahiplerinin elinde kalırsa da sonradan Luvr Müzesi'ne
hediye edilir. Diğer ikisi ise Ayasofya'ya getirilir, üzerlerine birer kapak eklenir, musluklar ilavesiyle,abdest tazelemek için kullanılır.'
Vesselam.
Hamiş:
Yıldızın istanbulun üzerinde parladığı an.Stephan Zewing’in kaleminden “Bizansın fethi” ve tarihi gerçeklerin anlatımdaki görünüşü .İbrahim Tüzer
Eski Ayasofya Müzesi'nin' gizli tarihi - Galeri - Kültür Sanat
Hayrullah Cengiz "Ayasofya; İstanbul’un En Kıymetli
Hazinesidir"
Anonim gazavatname ayasofyanın yapılış efsanesi
Prof. Dr. Erhan Afyoncu yazdı: Ayasofya’nın 1696 yıllık hikâyesi - Galeri - Kültür Sanat
Abdül'ehad-ı Nûrî Efendi Hazretleri'ne bir gece iki kişi gelerek, Hazret-i Peygamber'den selâm getirdiklerini, şu anda Ayasofya Camiinde oturup, kendilerini davet ettiklerini söylerler ve beraberce Ayasofya Camiine giderler. Her bir tarikat erbabı bir kapıdan, Halvetiyye Tarikatı mensupları ise Harem kapısından girip, mihrabın karşısında ki büyük kapıdan girerler imiş. Abdül'ehad-ı Nûrî Efendi de bu kapıdan girip, huzuru şerife vardığında, Peygamberimiz SAS, ona "Oğul Abdül'ehad, Tarikat-ı Halvetiyye'nin irşad ve ıslahını sana havale ettim. Üstadından gördüğün gibi terbiye eyle." dedikten sonra "Fatiha" der.
Evine dönüp, eski haliyle meşgul olurken, o iki kişi tekrar gelip, selâm verirler ve Hazret-i Peygamber'in yeniden davet ettiğini söylerler. Huzuru Resul'e vardıklarında, "Oğul Abdül'ehad, Tarikat-ı Nakşibendiyye dahi sana sipariş olunmuştur." buyurup, "Fatiha" derler. Bu hal, aralıklı olarak onsekiz kere tekrar olunur.Her bir seferinde ayrı tarikatın mensuplarını, terbiye ile emir buyururlar. Bu olaydan sonra, Anadolu ve Rumeli meşâyıhı, dervişleri ile beraber gelerek, Abdül'ehad-ı Nûrî Hazretlerine biat ederler.



Yorumlar