top of page

Gül yetiştirmek.

  • Yazarın fotoğrafı: hüma
    hüma
  • 5 gün önce
  • 2 dakikada okunur

15 Nisan 2026 Çarşamba. Dünya Sanat Günü olarak adlandırılmış bir gündü. Niyetim bu cuma bu başlık altında yazmaktı.

   Ama insanlığın en latif çiçeklerinin boy verdiği ,fırçanın, kalemin, notanın en zarif rengiyle boyanmış bir gül bahçesinde, budanmamış bir dikenli çalı dokuz gonca ve bir bahçevanın hayatını tarümar etti. Konu değişti.

  Bir yanda zerafetin en ince detayları , öbür yanda vahşetin en kaba, çirkin yüzü . Bu, sadece bir saldırı değil, zamane insanının yüzüne inen acı bir

tokat.

   Bir kendine gel çağrısı.

   Gül ile diken, asırlardır Türk-İslam edebiyatının en kadim metaforu, bu kez ete kemiğe bürünmüş halde karşımıza dikildi: Bir tarafta gül goncaları , diğer tarafta eğitilmemiş bir nefsin dikenli çalısı.

Klasik edebiyatımızda gül, her zaman ilahi güzelliğin, aşkın, merhametin ve medeniyetin sembolüdür. Mevlâna’nın Mesnevî’sinde gül, “gönül bahçesi”nin ta kendisidir; diken ise terbiye edilmemiş nefs-i emmare’nin keskin ucudur. Yunus Emre, “Gönül Çalısı”nı şöyle terennüm eder:

“Gönül çalısıdır, terbiye suyuyla sulanmazsa / Gül değil, kanayan yara olur.”

Fuzûlî ise Leylâ ve Mecnûn’unda dikenleri “aşkın imtihanı” olarak görür ama bir şartla: Bahçıvanın makası, sevgilinin terbiyesi olmazsa, gül bahçesi çöle döner.    

    İncelik ve zerafet kelimelerinin bütün açılımlarının gündemde hüküm sürdüğü o günde dikenler galip geldi. Çünkü anne-babalar, evlatlarını “gül fidanı” yapmaya azim etmedi ya da gayretleri eksik kaldı. Onları budanmamış dikenli çalılar olarak bıraktılar. Terbiye makası elden düştü; nefs, kendi başına büyüdü. O çalı, hem kendine hem etrafına kanayan yaralar açtı.

İslam, bu metaforu en derin haliyle Kur’ân-ı Kerim’de sunar. Şems Suresi’nde Rabbimiz buyurur:

“Nefse ve onu düzene koyana andolsun ki, onu temizleyen kurtuldu; onu kirletip örten ise ziyana uğradı.” (91:7-10)

Nefs, fitraten gül gibi doğar; tertemiz, masum, potansiyel bir gonca. Hadis-i Şerif’te Efendimiz (s.a.v.) müjdeler:

“Her çocuk fitrat üzere doğar. Sonra anne-babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhârî, Cenâiz 79; Müslim, Kader 25)

Anne-baba, o gül fidanının ilk bahçıvanıdır. Onların görevi, dikenleri budamak, ilim suyuyla sulamak, edep toprağında kök salmasını sağlamaktır. Yoksa o fidan, dikenli bir çalıya dönüşür; sanatın gül bahçesine değil, vahşetin çölüne meyil verir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Allah güzeldir, güzeli sever” buyururken, aynı anda “İlim öğrenmek her Müslüman erkek ve kadına farzdır” der. Yani terbiye, hem kalbi hem zihni hem de eli güzelleştirir. Sanat, işte bu terbiyenin en parlak meyvesidir; çünkü sanat, Allah’ın yarattığı güzelliği yansıtmaktır. Diken ise, “ben” putunu tahtına oturtan, eğitilmemiş nefsin eseridir.

O günün acısı, sadece dokuz goncanın ve bir öğretmenin değil; bütün bir insanlığın, bütün bir ümmetin yarasıdır.

  Gül bahçesinin ortasında açan dikenler, insanlığa  meselenin törpülenmemiş nefisler olduğunu anlatıyor.

   Çözüm ise, evlerde, okullarda, camilerde ve gönüllerde başlayan hakiki terbiyedir. Anne-babalar, evlatlarını dikenli çalı değil, gül fidanı olarak yetiştirmelidir. Bunun yolu, Kur’ân terbiyesi, sünnet ahlakı ve güzel örnektir. Bahçıvan dikkatli gözlerle takip ederek, makası elden düşürmez, budamayı doğru zamanda ve gerektiği kadar yaparsa diken gül olur. Bahçeler de  çöl değil,mis kokulu gül bahçesi.

   Rabbimiz şehit yavrularımıza ve Ayla Öğretmenimize rahmet eylesin; mekânlarını Firdevs bahçelerinden eylesin. Yaralılara şifa, kalanlara sabr-ı cemil versin. Ve bizlere de, bu acıdan ibret alıp, nefsimizi ve evlatlarımızı terbiye etme azmi nasip etsin.

 
 
 

1 Yorum


sengulyldrm2
5 gün önce

Âmin 🤲

Beğen

© 2023 by NOMAD ON THE ROAD.

  • Instagram Black Round
  • Pinterest - Black Circle
bottom of page