top of page
  • Yazarın fotoğrafıhüma

Bursa sudan ibarettir.

Su, temizdir,temizleyicidir.Ab-ı hayattır. Ab-ı hayat olan su azizdir,hürmetsizlik edilmez. Kıymetlidir , damlası dahi israf edilmez, kirletilmez.

Su,aktığı yere yine akar bu sebeple akan suyun yatağı değiştirilmez.Su içene yılan bile dokunmaz.Akan su yosun tutmaz.

Tehlikelidir.Su ile oyun olmaz. Gafil durulmaz.

Su hızlı değil, yavaşca ve iki üç yudumda, sağ el ile tutarak,mümkünse oturarak içilir. İçilen kabın içine nefes verilmez. Besmele ile başlanır,elhamdulillah diyerek bitirilir.

Suyun kıymetini bilerek değerlendirenler su olmayan yerlere suyu taş kanallar ile taşımış, çeşmelerden akıtmışlar. Ev ev dolaştırmışlar.Su yaşamış böylece ve hayat vermiş geçtiği yerlere.

“Gerçi bu şehir çeşmeye muhtaç değildir.”Diyerek başlıyor Evliya çelebi seyahatnamesine Bursa sularını anlatmaya.

“Ama erbab-ı hayrat iki bin altmış çeşme bina etmiştir. Bu çeşmelerden maada yirmi üç bin evden eve gidip nice bin havuz ve fıskiye, şadırvanı, hamamı, bağ ve bostanları sular. Bursa şehri Keşiş Dağı’nın eteğine düşmekle evleri hep birbirinden yüksekçe vaki olmakla evden eve suyun cereyanına pek müsaiddirler . Bu suların cümlesinin kaynağı 17 gözdür ki ab-ı hayat gibi Keşişdağı eteğinden çıkar. Temmuzda bir adam elini sokup içinden üçtaş çıkarmağa kadir olmaz. Bu kadar soğuktur.El hasıl Bursa, sudan ibarettir.” Diyerek sonlandırıyor paragrafını.

“Bursa sudan ibarettir” cümlesi çarpıcı bir başlık olur bu yazıya.

Bursa'da tarih boyunca içme suyu olarak kullanılan toplam 145 tane soğuk su, 28 tane akarsu, 18 tane de sıcak su kaynağı bulunduğu bilinir. Bunların büyük çoğunluğu toplanıp şebeke suyuna bağlanmış. İlginç bir bilgi olarak günümüzde barajdan gelen ham suyun ilk kontrolü, akvaryumdaki kobay Japon balıklar ile yapılıyormuş. Baraj suyuna herhangi bir zehirli maddenin karışması durumunda balıkların sağlığı bozulacağından akvaryum 24 saat izlenmekteymiş.

Çocukluğumda hisar içindeki dede evinde gördüğüm ,taştan bir yatak içinde şırıl şırıl akan su Pınarbaşı suyu diye anılıyor.

Annem çocukluğunu anlatırken evlerine yakın büyük bir meydandan sözeder.bu meydanda bayramlarda kurulan panayırları,oradan alıp geldiği mumdan yapılmış bebekleri anlatır. Dedem pek hoşlanmazmış bu mum bebeklerden. Küçük kızını da incitmek istemezmiş.

Bakmak için eline aldığı bebekler,acemice tutunca kırılıverirmiş elinde.

Nilüfer hatunun vakfettiği ,bayram yeri olarak kullanılan bahsettiğim meydanda bir kireç taşı çatlağından çıkar Pınarbaşı suyu.Debisi 92 litre/saniyedir.Asıl kaynağı Gökdere içerisinde Soğucak Pınar mevkiindedir. Buradan kaynayan su yer altından geçerek Pınarbaşı’na akmaktadır.

Geçmişte özellikle hisar içi mahalleye verilen Pınarbaşı Suyu’ndan “Saray Suyu” olarak adlandırılan on lüle Bursa Sarayı’na verilmekte imiş.

Pınarbaşı suyunu MÖ. 182 yılında Kartacalı komutan Hannibalin kullanıma açtığını söylüyor tarihçiler.

Elden ele geçerek kullanımına devam edilen Pınarbaşı suyu Osmanlı’da kurulan ve “çarşaf su yapısı” olarak adlandırılan sistemle derine döşenen künklerle evlere dağıtılıyor, evlerde küçük bir havuza kesintisiz akıyor, havuzun taşma noktasından da komşuya geçiyor, künkler derine döşendiği için su kışın ılık, yazın çok soğuk oluyor, kış aylarında ev hanımlarının yardımcısı, yaz aylarında ise evin adeta buzdolabı yerine geçiyordu.

Bugün saf pınarbaşı suyu sadece Orhan Bey tarafından Bursa'nın fethinden sonra yaptırılan,Ulu Camii'nin kuzeydoğusunda bulunan Emirhanın havuzundan akmakta. Diğer kolları şehrin su şebekesine bağlanmış , Bursa’nın başka akarsuları ile birlikte evlerin musluklarından akmaya devam ediyor.

Bursa’da bir de asa suları olarak bilinen evliyaullahın asalarının yere vurmaları ile çıktıkları söylenen asa suları vardır. Ab-ı Asa olarak anılırlar. Hastalara şifa oldukları söylenir.

Emirhan pınarı,Emirsultan Mahallesi’nde, Hacı İlyas suyu,Hacı İlyas camiinde,Şeyh Ahmed Gazzi'nin Tekkesi’nin mihrap arkasında, Hüsamettin tekkesi altında Asa suları akar. Hüsamettin tekkesi altındaki Pınar’dan evliya çelebi de bu pınarın kentin dışında ve doğu tarafında, yarım saat uzaklıkta olduğunu ,kestanelik içinde bir hayat pınarı gibi kaynayıp aktığını, buradaki kestanelerin aşılı ve bu nedenle de çok iri olduğunu

Anlatır.

Bursanın evden eve dolaşan sularının bakım ve onarımları da kurulan vakıflar aracılığı ile sağlanmış. Bu vakıflar tarafından ,Çeşmeci olarak adlandırılan görevliler bu kanalların sağlıklı çalışmaları için uğraşan kişilermiş.

Su, Bursa’nın suları,çarşaf su yapısı, su için kurulan vakıflar onlarca derin araştırmanın, makalenin konusu olmuş. İnsan okudukça hayran kalıyor zerafeti,nezafete.

Ben, bahse konu akan sulara şahitliğim hasebiyle kısaca anlatmaya çalıştım. Murat Alpalaca’nın, 1948 yılında Uludağ Dergisi’nde yayınlanan bir yazısında bahsettiği ,mahallesindeki eski bir sucunun hatıraları son olsun bu yazıya.

Mustafa Dayı adındaki sucu Bursa’ya yerleşen bir Yeniçerinin oğlu.

“Bir adamın iyi bir çeşmeci olabilmesi için dedesinden veya babasından bu iş kendisine kalmış olacaktı, dışarıdan birinin çeşmeci olabilmesi için de küçükten bir çeşmecinin yanında çırak olarak ve uzun zaman ustası ile birlikte çalışarak suculuğu öğrenecekti. Ehliyet gösterebilirse ustası ihtiyarlayınca veya ölünce onun yerine geçebilecekti. Çıraklık kolay değildi. Bursa’daki 200 kadar suyun adını, kaynak yerlerini, geçit yollarını bilmek, öğrenmek gerekti. Bunu bellemek güç ve imkansızdı, hatta benim diyen bir çeşmeci bile bunları zor bilebilirdi. Fakat her çeşmecinin kendi çevresinde ve kendi kontrolündeki suların huyunu, geçiş yollarını eksiksiz bilmesi gerekti.”

“Mustafa dayı ödevine çok bağlı idi, her gün arkasında, kamburca sırtına yerleştirdiği, üç at yemi torbası kadar iri, kıldan yapılmış talaş dolu torbasını yerleştirir, kalın asma dalından bükülerek yapılmış yere kadar değen bir çemberi omzuna asar, elindeki bastonuna dayanarak mahallenin çeşmelerini kontrole çıkardı. Omzunda taşıdığı asma dalı çemberi su künklerini temizlemek için kullanırdı. Torbasındaki elenmiş tahta talaşlarını da çeşmelere döker, künkleri bununla temizler, suların sık kefeke bağlamasını önlerdi; her eve uğradıkça kapıyı çalar ve kimse olmasın çeşmeci diye seslenirdi. Mahalleli onu bir baba bildiği için kadınlar ondan kaçmaz, gir diye müsaade ederler, o da kapının ipini çekerek girer, çeşmeye bakar, talaş dökerdi.”

66 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Acısını hissetmediği masumların ahı tutar insanı.

Bu görselleri görünce şaşıracak bir kısım. Alev almış yanarken insanlar ne alaka bu post diyecekler. Bu görüntüler bir girizgâh. Sadede gelmek için. Buyrun. Soymuk sarma. Batı Karadeniz -Kastamonu yör

O “an” da gönlümüzde ne var.?

Bir video gelmişti hesabıma dostların birinden. Bir bilen hesaplamış,“Melekler ve rûh O’na, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar.” mearic suresinde 4. Ayette geçen    Elli bin senelik gü

Yorumlar


bottom of page