top of page
  • Yazarın fotoğrafıhüma

Sahte anılar,hayal kişilikler...

Yaz aylarının,bu kıyıların sembol sesi ağustos böceklerinin cırıltıları sabah gün doğarken başlıyor .İnanılmaz,senkronize sesler, sahipleri çatlayıncaya kadar devam ediyor. Sahip oldukları insanı yoran sesleri ağızlarından çıkmadığı için yemek yerken bile cızırdamaya devam ediyorlar gün boyu.

İlginç bir böcek ağustos böceği. Binlerle ifade edilen türü var. Ağaç dallarına bırakılsa da yumurtaları,oradan toprağa düşerek orada gelişiyorlar. Türlerine göre bu toprakta bekleme süresi onyedi seneye varabiliyor. Toprakta kanatsız gelişiyorlar ve birden kanatlanarak toplu halde topraktan çıkıyorlar. Yeryüzünde yaşama süreleri bir kaç hafta ile sınırlı. O süreyi de özellikle erkek olanları karınlarını davul gibi kullanıp gün boyu çığlık çığlığa cızırdıyarak geçiriyorlar.

Hikmetinden sual olunmaz vardır bir kıymetleri elbet. Ama rezonansa örnek verilebilen,senkronize seslerine tahammül etmek baya zor. :)


Yaz ayları bizim yarı kürede. Yaz yazlığını yapıyor. Kuvvetli bir güneş,nefes aldırmayan bir sıcak hakim havada. Yarın yağış var diyor meteoroloji. Biraz serinleme fırsatı.

Aslında geriye bakıldığında yapıldığına pişman olunan yanlışlar ve onları bir yerde yazarak toplamak ile ilgili yazmak istiyordum. Hemen dibimdeki ağaçta sesinin son volumü ile bağıran Ağustos böcekleri işgal etti gündemi.

Üniversite sınavına hazırlanan gençlere edilen tavsiyelerden biridir yanlışlarını belirleyip bir defterde toplayarak ,kategorize etmek.

Bu onların yanlışları üzerinden doğruya ulaşmalarını sağlayarak başarıyı getirir.

Hayat yolunda, doğumu ile başlayıp ölüm ile nihayetlenen yolculuğunda insanın,iki kapak arasındaki sayfalarda kayıtlı ne varsa yaşadığı. Bu defter kişinin kendisinin dışında,hiç bir ayrıntı atlatmadan tutuluyor. Sanki bir video kaydı gibi.


Halbuki yanlışlarını yazmak ,onları silip düzeltmenin yolunu açar nadim olana.

“Kulun kemali pişmanlığındadır, çünkü kul olmak hiç tamam olmamaktır. Bu bize göredir. Arifler için kulluğun kemali benlikten eksile eksile hiç kalmamaktır.” Diyordu okuduğum bir yerde yazar.


Hergün yeni bir sayfayı doldurduğumuz sınırlı sayfalı defter, kulluğun gereği hatalar ile dolu. Nefs-i emmarenin elinden bî-zar kulların amelleri ile yüklü bu defterleri temize çekmek mümkünse de insan genellikle geriye dönüp bakmaz yazılanlara. Çoğu zaman çalakalem doldurur gider.

Video kaydı gibi kaydedilenin dışında Günlük tutarak kendi yaşamındakileri kendi gözünden yazar . Genel olarak günlüklerde kendini haklı çıkartır insan. Hatalarını yazmaz. Çünkü o defterleri hiç okuyamayacak birileri için yazar çoğu zaman. Mükemmel kişilik sergilemektir maksadı.

Kaydı tutulup rûz-i mahşerde seyredilecek olanın aksine,sahte anılar ile hayal kişilikler yansır o günlüklerden.


Halbuki yanlışlarını yazmak , kendi ile yüzleşmek,onları silip düzeltmenin yolunu açar nadim olana.

Hataları görüp,telafi etme imkanı sıkı bir muhasebe ile doğar. Şöyle bir eleştirel gözle bakıldığında ,öyle vahim manzaralar seyredilebilir ki o sayfalarda,” nefsimi öldürdüm” diyen pür nefs oluşunu izler hayretle...


“.. Rüzgâr öyle esti, öyle esti ki, Her şey uçup gitti, kaldı Yaradan.

Ayna düştü, hayal, perdelerdeki bir akiscik gibi çıktı aradan.”

(Tâ Maverâdan)

Ahmet Hamdi Tanpınar

131 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentarios


bottom of page