top of page
  • Yazarın fotoğrafıhüma

Kavs -ı kuzah

Ben bu hafta fotoğrafta gördüğünüz dağınık kavs-ı kuzah hakkında yazayım. Aslında bildiğimiz ebem kuşağı. Bu da dağınık ebem kuşağı. Her zaman gördüğümüz yay gibi olandan farklı. Bu “dağınık “diye isim alıyor ama kıymetli bir mücevhere ateş opaline benziyor.

Bu tür Sibirya’ya özgü . Pek fotoğrafı yok.Bu fotoğrafı da Siberian Times’tan aldım.

Şimdilerde, benim kavs-ı kuzah olarak andığım “gökkuşağı”nın adını,renklerini, Yaratanlarına isyan eden ,yaradılışa,toplumların edeb, ahlak kurallarına aykırı olmayı marifet sayanlar ve onları destekleyenler çalıp sahiplendikleri için kullanmaya adını bile anmaya çekinir olduk.

Ben de,gökkuşağını seven biri olarak, ondan vazgeçmek yerine,rahmet olarak yağan damlaların ardından topraktan havaya yayılan doyulmaz koku ile birlikte başımızın üzerinde açan bu yedi renkli çiçeği , alkım veya kavs-ı kuzah olarak anıyorum. Burada diğer isimlerini de kullandım satır aralarında.

Kavs-ı kuzah.

İnsanların çoğu çok sever onu. Tıpkı gökyüzünü,yağmuru,karı sevdiği gibi. Görünce gönülleri bir sevinç kaplar. Muştu verirler birbirlerine.

Kavs-ı kuzah çıkmış.

Nerde diye sorar göremeyenler.

Yön işaret edilir. Doğru açı ile bakınca görünür.

Ters duran,yamuk bakan baktığı gibi görür. Derler ki bilenler bakanın bakış açısına göre değişirmiş. Bin kişi bakıyorsa bin değişik kavs-ı kuzah görürmüş.

İşaret edilen yöne baktığında görülen renkli yay parçası parmak izi gibi kişiye özeldir.


Kuzah, müzdelifede vakfeye duyulan tepedir. Kavs da yay.

Fakihlere göre Arafat için Cebelirahme ne ise Müzdelife için de Kuzah tepesi odur. -1-

Arapçada “yükselmek, kaptan taşmak üzere olmak” anlamına gelen kazh kökünden türeyerek yüksek anlamına gelir.

Kuzahın bulutlardan sorumlu meleğin, Acem sultanlarından birinin adı olduğunu söyleyenler olduğu gibi, (kötülükleri güzel göstermesinden dolayı) şeytana verilen adlardan biri olduğu için bu adlandırmanın câiz olmadığını söyleyenler de vardır.

Bazılarının dibinde bir küp altın olduğunu düşündüğü bu dipsiz yedi renkli yay Alaimisema,ebem kuşağı,alkım, yağmur kuşağı,hacılar kuşağı,kavs-i kuzah gibi isimler ile bilinir.

Aristo’nun,ibn-i haysemin alkımın oluşumu ile alakalı çalışmalarının üzerine Kemalüddin el-Farisi son noktayı koymuş, kavs-ı Kuzah’ın sırrını açığa çıkarmıştır. Özetle güneşten gelen ışınların yağmur ya da sis bulutları içerisindeki su damlacıkları içerisinde kırılıp ışık tayfına yani renk skalasına ayrılması sonucu farklı renklerin yay şeklinde ortaya çıkması ile gökkuşağı oluşur.

Yeryüzünden bakıldığında genellikle yay şeklinde görünürken,uçaktan bakılsa koni biçiminde görünür.

Güneşi arkasına alarak yağışa doğru yani sabahları batıya,akşamları doğuya bakıldığında görülür.


“Gözlerde yaş yoksa, ruh kavs-ı kuzah’a sahip olamaz” kızılderili ata sözünün İfade ettiği gibi yağmur olmazsa o yedi renk de olmaz. Bu kızılderili atasözü,hüzünlü,mahzun gönüllerin rengarenk çiçekler ile dolu olduğunu canlandırıyor gözümde. Adeta gözyaşları suluyor insanın içindeki güzel duyguları,huyları. Daha bir değişik bakar oldum gözyaşlarına.

Dağınık kavs-ı kuzah mücevher gibi ışıldayan gönlü çağrıştırıyor. Gözyaşları ile sulanıp arınmış...

Rengarek ışıldayan güzel gönüllü gençlerimiz,çocuklarımız büyük bir başarı kazanmış olmanın sevinci içinde gözleri ekranlarda konuşanları dinliyorlar.

Altı kişilik takımda konuşan iki kişi. Antrenör,diğer oynayanlar,yedek oyuncular nerede?

Anlaşılıyor ki,renklerimizi çalanlar masum sevinçlere de el koymuşlar. Pirim yapma derdindeler.

Yarışmak,ister kendisi ile ister bir rakip ile olsun insanı ileri taşır. Beden ve ruh olarak geliştirir. Dini ve milli geleneğimizde spor müsabakaları,bilgi münazaraları vardır.

Peygamberimizin bizzat yaptığı ve yapılmasını tavsiye ettiği spor dalları arasında;

At ve deve yarışları,binicilik,cirit,güreş, okçuluk,yüzme,atletizim bunlardan ilk aklıma gelenler. -1-

Bunların hepsi aynı zamanda ata sporlarımızdır.

Rakiplerimizin olması, dünya üzerinde devlet ve fert olarak öne çıkmak istememiz,buna iştiyak duymamız yarışmayı ve kazanmayı sevdiğimizin göstergesi.

Kültürümüze ait olmayan dallarda yarışa giriyor kazanamıyor oluşumuza üzülüyoruz. Örnek olarak verirsek siyasi hesapların ön planda olduğu müzik yarışmalarına bize ait olmayan usulde çalışmalar ile katılıyor hezimete uğruyoruz. Dünya çapında ün yapmış klasik müziğimizi,muazzam bestelerimizi,bestekarlarımızı bilmiyor, duymuyoruz.

Yine bazı spor dallarında varlık gösteremeyerek zayıf kalışımız, güreş gibi kuvvete ve belli usullere,adaba dayalı başarılı olduğumuz dövüş sanatlarını gölgede bırakıyor.

Kazanmaya aç olduğumuz için kazanılan başarılar olağanüstü ilgi ve sevinç ile karşılanıyor.

Sporcular örnek şahsiyetler olarak rol model alınıyor gençler ve çocuklar tarafından.

Gençler ve çocuklar hasret oldukları,gurur duydukları başarıları beyinlerine bu kişilikler üzerinden kazıyorlar.

Olumlu veya olumsuz özellikleri ile.

Bu durumu göz önünde bulundurması gereken spor camiası yetkilileri ,kötü alışkanlıkları olan insanları,hırsızlık vb davranışta bulunanları,şike yapanları kabul edemiyor bir safra gibi dışarı atıyorsa toplumun dini ve ahlaki anlayışına aykırı olanlar da benzer davranışa tabi tutmalıdır.

Toplumun büyük çoğunluğunun sevgi ve saygı duyduğu,üzerinde yaşadığı toprakları borçlu olduğu tarihin şeref ile yazdığı atalarımızı çağrıştıran pankart açarak hadlerini aşanları disiplin kuruluna verip ait olduğu kademeye indirmelidir.

Her alanda olduğu gibi sporun ve sporcunun da ahlaki ve nizami kuralları kaideleri var. Olmalı,uygulanmalıdır. Baktıkları yönü zarif ve sanatkarane bakış açısı ile değerlendirenler kavga,savaş sporlarına dahi savunma sporları,dövüş sanatları demişler. Uzak doğu sporlarının ilk öğretilerinden biri,öğrencilerin öğrendiklerini saldırı amaçlı kullanmamalarıdır.

Allah’ın lanetlediği tercihleri bir tarafa toplumun değer yargılarına hakaret ederek kendilerine prim yapmaya kalkmalarının bir bedeli olmalıdır.

İlgili bakanlıklar özellikle milli takımlarda yer alan,özel hayatında aykırı tercihleri olan sporculara nasıl muamele edileceği konusunda çalışmalar yapmalı, alimlerin,sosyolog,psikolog ve toplum bilimcilerin görüş bildireceği komisyonlar kurmalıdırlar.

Bu değer yargılarımızı inciten süreç bu komisyonların titizlikle hazırlayacağı çözümlerle nihayete ermelidir.

Merak edenler için bu konuda çok beğendiğim bir yazının linkini de bloğa koyacağım.

1-) Peygamber’in (s.a.v.), eşi Hz. Âişe ile zaman zaman koşu yarışı yaptığı, bu şekildeki yarışları teşvik ettiği ve sahâbenin de bu tür yarışmalar yaptığı kaynaklarda zikredilmektedir. (Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 68)


Güreş.

(İbn Hişâm, Siyer, I, 390-391)


Binicilik.

(Nesâî, “Hayl”, 16; Tirmizî, “Cihâd”, 22)


Yüzme.

(Serahsî, Siyerü’l-ke- bîr, I, 112-113)



136 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

İstanbul.

bottom of page