top of page
  • Yazarın fotoğrafıhüma

Kalpleri birbirinden uzaklaşanlar,birbirlerine seslerini duyuramazlar.

Güncelleme tarihi: 7 Ara 2022

Yüksek, başka anlamdaşları ile birlikte normal kabul edilen bir seviyeden yukarıda olan demek.

Şöyle bir düşünürsek neler yüksek diye dağlar ,tepeler yüksektir yeryüzünde, bazı ağaçlar bazılarından yüksektir, şeker gibi,tansiyon gibi kan değerleri bazen yüksek seyreder , bazı makamlar,mevkiler yüksektir, bazı ahlaki özellikler yüksektir, ses yüksektir .

Ulaşılması güçtür yükseklere.

Firavun misali başını kaldırıp yukarılara göz diken ise basamakları kullanır yükselmek için.

Kuleler diker.

Şimdiki zamanda duygular içinde kullanılıyor. Birisi biraz kızararak,sert bir tonla konuşmaya başladı mı niye yükseliyorsun diye soruyor yanındakiler.

Normal düzeye insene.

Konuşurken sesin yükselmesine de bağırmak diyoruz. Özellikle tv de dizi ve proğramlarda sesinin volümünü kontrol edemeyen insanlardan bîzârım. Bu nedenle sesin insanlar üzerindeki etkisi olsun yazı konumuz.

Bağırmak işiten üzerinde balyoz vurmuş gibi etki eden bir saldırı biçimidir. Bağıran insan, lisanı hal ile varlığını haykırır ve bu varlığı çevresinde bulunanlara sertçe dikte etme çabasındadır.

O kadar odaklanmıştır ki ben dediği varlığına,gözü kendinden başkasını görmez.

Oysa ki kendinden,savunduklarından emin olan sesini yükseltmez.

Hazret-i Mevlânâ,

Zerzevatçı bağırır, sarraf bağırmaz,

Eskici bağırır, antikacı bağırmaz,

Söyleyecek sözü, fikri kıymetli olan bağırmaz,

Bağıran düşünemez, düşünmeyen kavga eder.


Yükselen duygular ve bunu haykıran ses ile söylenenleri özellikle çocuklar hiç duymaz. Korkarlar,sinerler ama kalplerin arasına mesafeler girmiştir, duymaz ve anlamazlar.

"Yüksek sesle konuşanlar, ince ve hassas konuları düşünemezler. Sürekli bağırıp, çağıranlar, sessiz insanlanlayamazlar." Nietzsche.

Haksızlığa uğradığında haklılığını ifade etmek için çırpınan sesini yükseltir. Bu yükselen ses beni duyun çığlığıdır. Yardım çağrısıdır.

Başını tepelere dikip,sesinin volümünü olabildiğince açanlar ise bambaşka duygular ile hareket ederler. Dikkat çekmek, üstünlüğünü vurgulamak,gerçeği kamufle etmek,muhatabına fırsat vermemek bu duygulardan birkaçı. İşte bunlar için inmiştir Lokman suresi 19. ayet.


“Yeryüzünde kibirlenerek ya da miskince değil de ağırbaşlılıkla yürümeye bak, sesini de fazla yükseltme. Şüphe yok ki, seslerin en çirkini eşek anırmasıdır.”


Madalyonun öteki yüzünde sesi çıkmayanlar vardır. İletişimde maksat kabul görmek ve anlaşılmaktır. Aidiyet hissetmeyen,anlaşılamadığını düşünen içine kapanır,onun sesi duyulmaz,varlığı görülmezdir. İçinde olduğu toplum içinde yalnızdır.

Bir de yükselen can yakan duyguların boğup sesi çıkmaz hale getirdiği durumlar vardır. Onları “büyük acılar konuşamaz” diye ifade ederler. Kemal sayar ‘da

“Bazen bir sessizliğin arkasında işlenmemiş bir keder vardır.

Sessizlik, kelimelerin yüklenemediği ağırlığı yüklenir.

Sıradan kelimeler, tanık olunanları ifade etmekte yetersizdir.

Dilin sınırları acıyı kuşatamaz. İnsan dilinin döndüğü kadar susar!” Cümleleri ile anlatır.


Oysa insan diğer insanlardan ne yüksekte ne de aşağıdır. Üstünlüğü sadece Allah korkusu nispetinde artar. Kendini doğru ifade edebilmesi bir yaradılışından gelen nezahet ile,bir de eğitim ile kazanabileceği zarafet ile mümkündür.

Muhatabımıza kendimizi ifade edebilmek için seçtiğimiz konuşma şeklinde kelimelerin yeri % 7 ise, bu kelimeleri kullanırkenki ses tonunun etkisinin oranı % 35 tir.

Sesinin temposunu,tınısını,şiddetini ayarlayarak, tonlamalara dikkat ederek yapılan bir konuşma olabildiğince etkilidir, konuşanı dinletir.

Hitap edilen kitle yaş ve mevki itibari ile büyükse ses tonu ve hitap şekli azami önem kazanır.

Efendimiz (asm) istirahat halindeyken dışarıdan kendisine, “Muhammed!” diye bağırılarak hitab edilmesi üzerine inen ayetler inanlara rehberdir. -1-

Sağlam kaynağını bulamadığım,kimi yerde Hintli bir düşünür,kimi yerde bir alim zata atfedilen,anlatmak istediklerimi ifade ettiği için buraya aldığım bir hikaye ile noktalıyorum.

İslâm alimlerinden biri talebeleriyle Basra kıyısında gezinirken deniz kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Talebelerine dönüp: "İnsanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?" diye sormuş.

Talebelerden biri: “Çünkü sükûnetimizi kaybederiz" deyince mübarek zat: “Ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden yüksek sesle konuşuruz? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de duyurabilecek ve demek istediklerimizi rahat aktarabilecekken niye avazımız çıktığı kadar boğazımızı yırtarak bağırırız?" diye tekrar sormuş.

Talebelerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: "İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak mecburiyetinde kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları lazım gelir."

"Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır.

Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile lüzum kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini hakiki olarak seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir."

Daha sonra talebelerine bakarak şöyle devam etmiş: "Bu sebeple tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine müsade etmeyin, izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözlerden uzak durun.



1-) “Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp söylemeyin; yoksa siz şuurunda değilken, amelleriniz boşa gider."

"Seslerini Peygamberin yanında kısan kimseler, Allah'ın gönülleri takva ile sınadığı kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük ecir vardır."

"Ey Muhammed! Sana odaların ötesinden seslenenlerin çoğu akletmeyen kimselerdir."

"Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi şüphesiz onlar için daha iyi olurdu. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.” (Hucurat, 49/2-5)

187 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Nasip…

Comentarios


bottom of page