top of page
  • Yazarın fotoğrafıhüma

Gafil olan,ne olunca ne oldum sanır…

Gece yağmur yağmış. Usul usul o kadar güzel yağdı ki diye anlattı yağmuru yaşayan.

Öyle hasretiz ki düşen damlaların teması ile topraktan yükselen kokuya,damlaların cama vuran sesine. Hayıflandım uyuduğum uykuya. Yine de sevindim perdeyi açıp yerdeki su pırıltısını görünce.

İnsan ömrünü yeryüzü ahalisi zaman denilen mikyas ile ölçer. Dönüp duran çarka yıl der,ay der,gün,saat der. -1-

Bir başka mikyasa göre insan ömrü alınan nefes sayısıdır. Nefes sayısı ile ölçülür. Sayılı nefes bitti mi ömür de biter.

Bu insandan başka canlılarda tesbih diye isimlendirilmiştir. -2-

Hattatlar kalem kullanırken nefeslerini tutarlar ya bundan kinaye uzun yaşar derler ömrü nefes sayısına göre yaşayanlar.

Şöyle bir dost muhabbetinden sonra daralan gönlüme geldi ki bu dünyanın bir çoğu kendini bir şey zanneden diğerlerinin tahakkümü altında eziliyor.

İnsan sayılı nefesini, kul olduğunu unutup Allah’ın ona emanet verdikleri üzerinden küçük dağları yarattım tavrına giriyor.

Sermayesini onu bunu konuşarak,yererek, üzerek eritiyor.

Oysa bir kula diğerlerinden farklı olarak verilen her nimetin hesabı vardır. Malın, mülkün, gücün, güzelliğin, endamın ve hatta aklın bile.

Kul olarak rabbine karşı eşit olup ancak takvası ile diğerlerinden ayrılan insanın kendine üstünlük vehmederek diğer insanlara hükmetmeye kalkması ne gariptir.

Bu gölgenin nihayetinde her yaratılmış iki metre yere iki arşın bez ile girecek. Ötesi yok.

Bir atasözünden ilham alınarak yazılmış şiir ile tebrik edeyim cumanızı-3-

Bakalım ne olunca ne oldum sanırmış kendini bilmeyen.


Kamış, ses verince; NEY oldum sanır, Abdal, ata binince; BEY oldum sanır, Kupa, sarhoş elinde MEY oldum sanır, Cebir, zorba emrinde; REY oldum sanır.

İplik, elde gerilince; YAY oldum sanır, Sıpa, kısrak yanında; TAY oldum sanır, Gasp, haydut üleşince; PAY oldum sanır, Yolak, içinde su akınca; ÇAY oldum sanır.

Topuk, Kırata kakınca; BAŞ oldum sanır, Eğri, ahunun betinde; KAŞ oldum sanır, Gazel, dalda kalınca; YAŞ oldum sanır, Kum, harça girince; TAŞ oldum sanır.

Kütük, çaya düşünce; SAL oldum sanır, Kök, yerden çıkınca; DAL oldum sanır, Hal, çingen dilinde; FAL oldum sanır, Yal, kaba konunca; BAL oldum sanır.

Tümsek, ovada yığılsa, DAĞ oldum sanır, Gün, miskine sorunca; ÇAĞ oldum sanır, Şalgam, aşa girince; YAĞ oldum sanır, Vaha, çölün içinde; BAĞ oldum sanır.

Yablak, yüzüne gülünce; YAR oldum sanır, Kırağı, şafaka erince; KAR oldum sanır, Tef, çingen kolunda; TAR oldum sanır, Kemik, itin ağzında; ZAR oldum sanır.

Yonga, yosun içinde; KAV oldum sanır, Kumsal, dalga altında; TAV oldum sanır, Kıvılcım, yanan tende; LAV oldum sanır, Ses, çalgı telinde; SAV oldum sanır.

Tavuk, komşu gözünde; KAZ oldum sanır, Kıymık, suyun içinde; SAZ oldum sanır, Çile, derviş gönlünde; HAZ oldum sanır, İnat, keçi huyunda; NAZ oldum sanır.

Mıcır, kopsa kayadan; TÖZ oldum sanır, Değnek, körün elinde; GÖZ oldum sanır, Yalan, çıkınca dilden; SÖZ oldum sanır, Kül, sönen ocakta; KÖZ oldum sanır.

Kuytu, muhtaç anında; HAN oldum sanır, Leş, sırtlan karnında; CAN oldum sanır, Arka, köçek belinde; YAN oldum sanır Ayıp, rezil dilinde ŞAN oldum sanır.

Diken, bülbül konunca; GÜL oldum sanır, Gayret, namert işinde; ZÜL oldum sanır, Kömür, ateş görünce; KÜL oldum sanır, Aba, Yörük perinde; TÜL oldum sanır.

Parmak, tetik çekince; KOL oldum sanır, Sağ, ayna önünde; SOL oldum sanır, Dar, cılız belinde; BOL oldum sanır, Kıl, sırat üstünde; YOL oldum sanır.

Kertek, çerçeve üstünde HAT oldum sanır, Yama, fakir yeninde; KAT oldum sanır, Yavan, tatsız ağzında; TAT oldum sanır. Şah, benim elimde; MAT oldum sanır.




1-“Güneşʼi ışıklı, Ay’ı da parlak kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona (Ay’a) birtakım menziller takdir eden O’dur…” (Yûnus, 5)

ASR süresi.

2-Bütün hayvanların ecelleri, tesbihlerine bağlıdır. Tesbihleri bitince, Allahü teâlâ onların ruhunu kabzeder.) [Beyheki] (Her şeyin belli bir eceli vardır.) [Buhari]

3-Şiir birkaç yerde Ömer Hayyam’ a atfedilmiş ,Bir yerde de Mehmet Ali Türker adı altında gördüm. .




169 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Akıl ve gönül.

Akıl akıl olsaydı adı gönül olurdu Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu. N.F.K. Akıl ve gönül. Akla sığan gönüle sığmadı mı olmaz. Zira bu beden ikliminde danışmamız gereken son mercii gönüldür.

Acısını hissetmediği masumların ahı tutar insanı.

Bu görselleri görünce şaşıracak bir kısım. Alev almış yanarken insanlar ne alaka bu post diyecekler. Bu görüntüler bir girizgâh. Sadede gelmek için. Buyrun. Soymuk sarma. Batı Karadeniz -Kastamonu yör

O “an” da gönlümüzde ne var.?

Bir video gelmişti hesabıma dostların birinden. Bir bilen hesaplamış,“Melekler ve rûh O’na, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar.” mearic suresinde 4. Ayette geçen    Elli bin senelik gü

Comments


bottom of page