top of page
  • Yazarın fotoğrafıhüma

Gül ve diken.

Güncelleme tarihi: 17 Tem 2022


Çok rüzgar var iki gündür.Islığı,uğultusu dinlediğinde arkası yağmur gelecek beklentisi içine sokuyor insanı. Lakin mavi gökyüzü beyaz bulutlarla bezeli. Hava sıcak. Aşina olduğumuz bir temmuz yazı.

Manzaranın hakim renkleri mavi,beyaz, ara ara rüzgarda dalgalan yeşil.

Renk deyince,

Sarı,mavi,kırmızı.

Bildiğimiz ana renkler. Bütün diğer renkler bu üçünün belli oranlarda karışımı ile elde edilir malum.

Gelenekli sanatlarla uğraşanlar eser hazırlarken bu renklerin veya kombinasyonlarının hiç birini bulunan hali ile kullanmaz. İlla fırça ucu ile diğer renklerin bazılarından biraz ekleyerek olgunlaştırır öyle kullanırız zeminde,çiçeklerde,yapraklarda. Hatta cetvel dediğimiz kenar çizgilerinde bile bu böyledir. Yeşile bir fırça ucu sarı,bir ufacık kırmızı dokundururuz tevazu ile yumuşar, limonküfü deriz adına. Turuncu güneşin sıcaklığını yansıtır bakana.

Maviye fırça ucu ile dört renk ekler,gece gökyüzünde yıldızlar arasında seyran eder ,engin denizlerde dalgalar arasında yol alırız.

Siyah ile koyultur,beyaz ile açarız ama illaki renkleri birbiri ile hemhal ederek bir kıvama getiriz çoğunlukla.

İnsan zevkini incelten ,süzerek arındıran,ruhunu dinlendiren, bakarken dinlemeyi öğreten bir sanat tezhib.

Diyor ki geçenlerde okuduğum yazar özetle, göklerde ve yerde herşey Allah’ı tesbih eder. Efendimizden öğreniyoruz ki zikrin efdali lailaheillallah, duanın efdali ise elhamdülillah” Bu sebep ile bu motiflerler,tezhipler bizi Allah’ı tesbih etmeye davet eder.

Bu çerçeveden bakıldığında bir başka görünür tezhib.

Yaptığı her işte Rabbi görmenin,Rabbi anmanın bir yolu olur.Her bir penç,hatayi, goncagül ,her bir yaprak ayrı bir zikir dinletir. Mesela,penç Subhanallah,hatayi La ilahe illallah yapraklar da Elhamdülillah demekte.

Desen oluşturulup ,bir eser ortaya koyarken,dinleyene hitap eden zarif bir zikir buketi oluşturmak mümkün böyle düşününce. Yunus Emre’nin sarı Çiçek ile muhabbetine bezer.

Hepsi bir arada bir zikir meclisi.

Fikrinde rabbi,dilinde zikri olunca bezeyenin,ortaya çakan eser de izleyeni rabbine yöneltir. Baktıkça dinler,dinledikçe yaratanı anar. Böylece bir tezhib eserinin hattı bezemek dışında onun manasını zikirlerlere desteklemek gibi bir yönü daha sergilenmiş olur.

Keşke hangi çiçek ne söyler bilinebilse...

Aharlı kağıt üzerinde,çinilerde,kalem işlerinde görmeye alıştığımız tezhibi farklı zeminlerde uygulamak mümkün.

Malum taş, sert ve soğuk bir madde tabiatı gereği. Lakin sabırlı,dayanıklı ve güçlü. Bir parça taşa dikkatlice bakıldığında, lisan-ı hal ile anlattığı hikayesini okumak mümkün üzerinden.

O hikaye ilk önce ana bağrından ayrılık anlatır. Ardından zor şartların,çetin yolların derin izleri , derelerde mi sürüklenmiş,denizlerin tuzlu suları,sert dalgalarıyla mı diyar diyar gezmiş, sıcak mı kavurmuş,soğuk mu dondurmuş gösterir.

Bazen kopup ayrıldığı yerden ulaşamaz sulara. Gömülür kalır bulunduğu toprağa ham,yoz,yabanidir. Öylece keşfedilmeyi bekler. Yol alamaz. Aşama kaydedemez.

Taşların parlak renklileri dışında seveni,ilgileneni pek olmaz,soğuk,sert sıradan bulunur.

Ancak taş ,kum ve tezhib bir arada olduğunda muazzam hikayeler anlatır.

Malzeme uyumu açısından birbiri ile hiç olmayacak malzemeler,boyalar,desenler harmanlanıp , nihayetinde ufak bir çatlaktan ince bir bezemenin göz kırpması şairane görünür.

Kumun,çakılın üzerinde rabbimizin Celâl içre cemâl tecellisini izler gören.

El Celâl,El Cemâl .

Dünya kurulalı beri,en büyük,en azametli binalar mabetlerdir. Devasa,muhteşem ,muazzam mabetler el Celal isminin mimari yansıması,içlerinin benzersiz tezyinatı el Cemal isminin yansımasıdır” diye bir yorum okumuştum bir yerde.

Bu göz ile kainata bakıldığında her yerde,her şeyde iç içe,birbirini kucaklamış halde bu iki tecelli. Bazen Celâl içre Cemâl,bazen Cemâl görünende Celâl.

Rabbimizin,yarattıkları üzerinede Celâl sıfatıyla “azamet”i tecellî eder, Cemâl sıfatıyla “rahmet”i

Başa gelen hoşlanmadığımız işlere bu çerçeveden baktığımızda kudret ve azametin içindeki şefkat ve merhameti görebilmek üzerimize düşen. Hani şefkat tokadı diye isimlendirir büyükler. Niyaz-i Mısri bu iç içeliği güzel işlemiş,güzel anlatmış mısralarında.

Tecelli eyler ol daim celâl‐ü geh cemâlinden, Birinin hâsılı cennet, birinden nâr olur peydâ.

Cemali zahir olsa tiz celali yakalar anı

Görürsün bir gül açılsa yanında har olur peyda.

Her zaman bazen celâl cemâlinden tecelli vardır.

Birinden cennet, birinden cehennem hâsıl olur.

Cemali zâhir olsa hemen onu celâli yakalar

Görürsün bir gül açılsa yanında diken mevcuttur.)



İnsan söz konusu olduğunda ise gül yüzüne bakıp ayırt etmek mümkün değil karakterinde Celal sıfatı mi baskın Cemal sıfatı mı.

Seyri esnasında insan,hamken ya hz Ebubekir gibi Cemal’i meşreb olur Abdülcemil diye adlandırılır, ya hz Ömer gibi Celal’i meşreb olur Abdülcelil diye anılır derler.

Seyri süluku boyunca yoğrulup şekillendiği, piştiği zaman

El Celal ve el Cemal isminin tecellileri birlikte dengeli bir halde ,yerine göre tezahür eder.

O insanda Kemal sıfatı tecelli eder. Kemal ile sıfatlanıp Kamil olur. İnsan-ı Kamil diye adlandırılır , matlub olan da nihai nokta budur.

Kamil müslüman olunca ona gelen Celal de olsa hoştur,Cemal de olsa hoştur. Rabbinden geldiğini bilir, razı ve teslim olarak Eşrefoğlu Rûmi gibi,

Gelse celâlinden cefâ yâhud cemâlinden vefâ

İkisi de câna safâ, senden hem o hoş hem bu hoş

der yola devam ederler.

Cemâl sıfatı neşelenme, celâl sıfatı fâni olma, kemâl sıfatı sevme sonucunu verir. Esere bakar müessiri görür. Her yaratılmışı sever,yaratandan ötürü.

Tezhib anlatan satırlar, Celâl ve Cemâl tecellileri ile gelişti. Kemal noktasında son buldu. İnsan-ı kâmilin aleme bakışı üzre son sözü Niyaz-i Mısri mısraları söylesin.

Ne sırdır kim iki kimse nazar eyler bu ekvana, Biri ancak görür dârı, bire deyyar olur peydâ.


(Bu bir sırdır; iki kimse bu âleme nazar eyler)

(Biri ancak yurdu, diğeri ise sahibini görür)



1-Müslim¸ "Îmân"¸39; Ahmed b.Hanbel¸ Müsned¸ IV¸ 133.



114 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Nasip…

Comments


bottom of page