top of page
  • Yazarın fotoğrafıhüma

Gözü,gönlü doymayan...

Güncelleme tarihi: 9 Nis 2021



Lev Nikolayeviç Tolstoy’un “İnsan Ne İle Yaşar” adlı kitabı tamahkar çiftçi Pahom’un ibretlik hikayesi ile başlar . Bir çoğumuz biliyoruzdur.

Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır.

Bir türlü gözü doymayan Pahom bir yerlerde, cömert Başkırların yaşadığı verimli topraklarda, başkanının karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için onlara gidip talebini iletir.

Başkan, Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar yürüyerek ya da koşarak ulaştığın bütün yerler senindir fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” Der ve ekler;“Seni başladığın yerde görmek istiyorum. Yoksa bütün hakkını kaybedersin.”

Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir arazi dikkatini çeker orayı da almak için koşmaya başlar.

Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Vakit epey geçmiş. Daha hızlı koşar, koşar, ama artık kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken,

Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktada yere yığılır ve bir daha kalkamaz…

Başkırlar ve başkanları olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Pahom istediği kadar arazi kazanmış ama bir gece önce rüyasında gördüğü gibi hayatını kaybetmiştir. Uşağı,bir mezar kazarak onu defneder. Tolstoy’un hikaye ettiği Pahom’un hikayesi iki metrelik mezar toprağında sona erer. Hz Adem’den bu yana insanın günlük yaşamı ve çevresindekilerle ile imtihanı aynı sebepler ile olmamış şüphesiz.

Zamanımız insanının mücadele ettikleri ile elli sene önce yaşayanın savaşı başka,yüz sene önceki kavgalar bambaşka.

Buna mukabil hz Adem’den bu yana insanın kendi içinde iyiliği ve kötülüğü fısıldayıp duran iki sesin birbiri ile savaşı hiç değişmeden devam edip duruyor.

Olaylara ,çevresine , kibir ,haset ,kıskançlık,bencillik,hırs duyguları ile yaklaşmayı fısıldayan nefsi ile,kulluğunun bilincinde,mütevazi,seven,bağışlayan,merhamet ve şefkat duyguları ile davranmayı öğütleyen yanının cedelleşmesi , olaylar değişse de devam edip gidiyor.

Karşılaştığı meselelere cevabı, davranışlarını şekillendirerek içindeki mücadeleyi kazanan veriyor.

Verilen cevaplar da sınavın sonucunu etkiliyor.


Tolstoy’un hikayesi insanın doymak bilmeyen hırsına çarpıcı bir bakış atıyor. Hırslarının sonu olmayan,bir türlü doymayan insanın gözünü ancak toprak doyurur derler. Bir vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister Hadis -i Şerife göre. -1-

İnsanın içindeki seslerden kötülüğü emreden ses sahibi terbiye edilebilir,yönetilebilir. Terbiye edildiği nispetle aldığı isimler ve sıfatları değişir. İnsanı esefle-i safilinden, mutmain bir kalbe ulaştırır. O rabbinden,rabbi ondan razı olarak asıl yurduna rücu eder.

Günümüz insanının mücadelesi,iletişim ağları sebebi ile zor. Hayatın her anına neredeyse hakim bu oluşumlar iyiliği ve kötülüğü katlayarak arttırıyor.


Son zamanlarda sıkça rastlıyorum,hanım kızların “gel gıybet yapalım “diye bir diğerini muhabbete davetine. Dostça muhabbetin adı dedikodu yapmak.

Dedikodu bir insanı,sahip olduğu özellikleri ile hoşlanmayacağı bir şekilde anmak.

Konuşulan kişiden bahsederken onda olmayan özellikleri söylemekse ,iftira kategorisine girer.

Her ikisi de,dinen haramdır. Çirkin ve cezası ağır olan bir iştir. Hucurat suresi 12. ayete göre,konuştuğu kişinin ölü etini yemek ile eş değerdir. -2-

Değil konuşmak, kötü sezgi ve zannını ifade etmek dahi yasaklanmıştır. Hüsnü zan etmek ile mükellef kılınmıştır insan.

Şimdilerde bu eylem sosyal medya aracılığı ile yapıldığında, eskiden ulaştığı kişi sayısı bir kaç kişi ile sınırlıyken şimdi bir anda yakın çevresinden dünyanın öteki ucuna binlerce insana katlanarak ulaşıyor. Burda söylüyor dünyanın öte ucundan dinleniyor.


Dün gayet iyi niyet ile başlamış bir mesaj trafiğinin sıkıntılarını yaşadık. Bir yanlış anlamanın neticesi bize dünyanın bir ucundan,memleketin dört bucağından dostlarımızın endişe dolu mesajları olarak geri döndü.

Bu kadar hızlı dönüşleri olan bir mecrada her birimiz söylediğimiz sözlere,attığımız mesajlara azami olarak dikkat etmek durumundayız.

Üçüncü şahıslar hakkındaki her muhabbette tavrımız,Nasrettin Hoca fıkrasında veciz ifade edildiği gibi olmalı.

Hani,şahsın birinin ,

-Sizin sokağa bir tepsi baklava taşıyan biri girdi. Haberine karşı,banane cevabını verdiği,muhatabı

-e ama sizin eve gidiyordu,deyince de,

-o zaman sanane diyerek konuşmayı bitirdiği fıkra.


"Kişiye, yalan olarak, her duyduğunu anlatması yeter!" -3-

Bu sebeple her birimizin ciddi yükümlülüğüdür sosyal medyada kendini ifade ederken doğru ve sağlam kaynaklı bilgi kullanmak.

Sahip olduğumuz günümüz yüksek teknoloji ürünü iletişim ağlarını kullanırken,dini,ahlaki ve kültürel kaidelere azami dikkat etmek,bizleri akibetimizi etkileyecek sıkıntılara düşmekten kurtarır.

Öyle değil mi?

1-) Müslim, Zekât, 117 “1048” Buhari, Rikak, 10

“İnsanoğlunun bir ova / vadi dolusu altını olsa, bir ovayı / vadiyi daha ister. İnsanoğlunun karnını topraktan başka bir şey doyurmaz. Ve Allah tövbe edenlerin tövbesini kabul eder.”

2-)Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Tabii ki bundan tiksinir! Allah’a itaatsizlikten de sakının. Allah tövbeleri çokça kabul etmektedir, rahmeti sonsuzdur. “

Hucurat, 12

3-)Müslim, Mukaddime.

413 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Nasip…

Comments


bottom of page