top of page
  • Yazarın fotoğrafıhüma

Ağacın gözleri.

Güncelleme tarihi: 26 Mar 2019

Çeşm,dide,ayn daha çok edebiyatta kullanılan isimleri . Bir canlının en etkileyici,en çok dikkat çeken, en güzel , en zayıf, en renkli ,yalan söyleyemeyen varlığı...

Gözlerden söz ediyorum.

Ruhunun pencereleridir derler onlar için.Bu söze göre göz bir araç , o aracı kullanmak bakmak,baktığına niçin baktığına vakıf ise bakan, görmek olur yapılan eylemin adı.

Göz bir araç olduğunda bakmaya yarayan ,asıl gören gönüldür. Onun için her göze değen de yer bulmaz gönülde.

Algıda seçicilik denir adına baktığı ile aradığı birbirine uyduğunda. Aradığı da düşündüğüdür.

Göz baktığını görmüyor düşünceleri ile uyuşmadığı sürece. Düşündüğünü görüyorsa o zaman dışa bakar ama gördüğü kendi içinin yansımasıdır diyebiliriz.

Bu sebep ile olsa gerek güzel bakan güzel görür. Avcı bakar, avını görür. Susuz ise çöllerde,serap görür.

Nice göremeyen gözsüz görürken gönül gözü ile ,gören gözleri olan mahrum görmekten bakar durur öylece.

Gözü akan suya ve yeşilliğe bakmak parlatır der efendimiz. Gözümüz parlasın,gönlümüz şenlensin diye geçen hafta sonu ,asude bir bahar günü envai çeşit güzelliğe sahip, her köşesi ayrı güzellikte bir kır bahçesi oldu durağımız.

Çağlayarak akan derenin kıyısında bir tahta masada karar kıldık . Gökyüzü bulutsuz. Güneş sımsıcak ısıtıyor. Çaprazımda,bir kaç adım ötemde bir ağaç. Öylece bize dönük dururken,dalları hafif rüzgarda salınıyor.

Etraf güzellik dolu. Her köşede gönülçelen bir manzara var. Baktığı yerden gözü almak uzun sürüyor. Ama dönüp dolaşıp ille de o ağaçta takılı kalıyor bakışlarım.

Orta kalınlıkta bir ağaç. Sıradan görünüyor ikinci bir kere bakmadığında. İrili ufaklı gözler var üzerinde. Tek tek gözler. Sanki ağacın içine sıkışmış, bulduğu boşluktan dışarıyı izleyen gözler. Göz bebekleri farklı,farklı. Etraflarındaki halkalar ile herbiri bir başka gözü çağrıştırıyor.

İşte şurda güneşte gevşemiş,uyuşuk bir kertenkele ,biraz yukarısında yaşlı bir beyefendi ,ötesinde mozaik bir freskten bir genç delikanlı bakıyor. Bir dinazor gözü de var. Bir tanesinin de gözbebeği zarar görmüş.

Evde kavga gürültü olduğunda sararıp,solarmış yaprakları çiçeklerin,bir zulme şahit olduklarında da titrerlermiş bitkiler korkudan öyle okumuştum bir yerde.

Korkarlar. Bunu bilir ve korkuturlar meyve vermeyen ağacı bahçe sahipleri.Balta ile yanına varıp , meyve vermezsen diye tehdit ederler,ertesi sene verir zavallı.

İnanırım bilmediğimiz bir şekilde çevrelerinde olan bitene vakıf olduklarına.

Şahit olacaklarına,diğer canlı ve cansızlar gibi kendilerine sorulduğunda o büyük hesap gününde...

Günümüzde ise fütursuz suç işleyen. Her ne şekilde olursa olsun şöhret sahibi olmak maksadı.

Korkmuyor gören gözlerden,hesap gününden. Çoğaltıp ,katmerlendiriyor birde. Kötü fiillerine şahit çoğaltanların vay haline.

Bugün Yusuf kaplanın makalesinden iki bölüm almak istiyorum.

“Yeni Zelanda’da iki camiye düzenlenen ve 50 masum Müslümanın şehadetiyle sonuçlanan Christchurch katliamından sonra yaşananlar, daha önceki hiç bir katliamdan sonra yaşananlara benzemiyor.

Yeni Zelanda katliamının işleniş biçimi, katliamın hunharlığı, bilgisayar oyunu gibi tasarlanması, kayda alınması ve adeta canlı yayınlanması, sadece Yeni Zelandalıların değil, zombileşen bütün Batılıların ve zombileştirilen biz dünyalıların insan olduğunu, insanî özelliklerimizi hatırlattı bize, hepimize: Vicdanın, acının, merhametin, paylaşmanın, acıyı en ürpertici şekilde yaşayan insanın acısını hafifletmek için o insana yaklaşmanın, kol kanat germenin, bir gülümseme vermenin, bir el uzatmanın ontolojisini, gerçek anlamını öğretti zombileşen Batılılara ve Batılıların zombileştirdiği biz dünyalılara...”

“Yeni Zelanda’da sadece Yeni Zelandalılar değil, bütün dünya, belki de ilk defa, insan olduğunu hatırladı. Acıyı, insanın kanını donduran o ürpertici acıyı yaşayınca iliklerine kadar, unuttuğu, unutturulan insanlığını hatırladı: Vicdanı. Merhameti. Kol kanat germeyi. El vermenin değerini. İnsana değmenin eşsiz kıymetini. Paylaşmanın gerçek gücünü. İnsan, içindeki cevheri keşfetti. Fıtratında gizlenen ama araçların, dünyanın, tüketimin kölesine dönüşerek zombileştiği için unuttuğu insanî hazinelerini keşfetmenin, tatmanın lezzetini...”

424 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page