top of page
  • Yazarın fotoğrafıhüma

Ömür dediğin...



Malum ilkbahar kabuğundan çıkma,dışa dönme,kapı ve pencereleri açma,ılık esen rüzgarı,kuşların cıvıltılarını,pırıl pırıl güneşi,baş döndüren kokuları hanelere,gönüllere buyur etme mevsimi. İçde durmak zordur onda.

Senenin son baharı ise, içe dönme,kapanma,kapatma mevsimi.

Nadir bir surecin sonbaharı yaşadığımız. Ondan olsa gerek gönül gözleri içe döndü. Hanelerin kapıları,pencereleri ve nihayet şehirler de içe kapandı. Büzüldü.

Kozadaki kelebekler gibiyiz.

Hemen hergün yazmaya gayet ediyorum. Birkaç gün araya giren bir sebep ile yazamadım. Zannettim ki bir gün yazmadım sonra bir de baktım ki kağıda üç gün olmuş yazmadığım. İnananamadım o üç gün nasıl atlandı . Sanki bir zamanda bir sıçrama yaptık gibi hissettim üç gün sonrasına. Öyle hızlı geçmiş.

Neydi hızlandıran zamanı, hiç yaşanmamış gibi hızla geçiren şneydi? Zahirde orada yaşarken nerelerdeydi gönül de farkedemedi geçip gideni. Sonbahar mı yoksa sebebi? Akşama az kaldığından mı bu gaflet?

Ömrün özeti gibi insanın bir günü. Bazıları sabah vakti gençliği,öğle vakti orta yaşları, ikindi vakti olgunluk çağını,akşam vakti de ömrün son demlerini ifade eder diyorlar.

Mevsimlere nispet ile bir günün sabahı ilkbahar,öğle vakti yaz,ikindi sonbahar,akşamı da kış diyenler de var.

Ömür dediğin üç gündür der Mevlana.

Dün geldi geçti

Yarın meçhuldür

O halde ömür dediğin bir gündür,

O da bugündür der.

Bir gün. 24 saat. 1440 dakika. 86400 saniye. İnsanın ortalama 1 saniyede 4-5 nefes aldığını varsaysak ,saatte 720-960, günde de yaklaşık 23040 nefes alır . Yaşlandıkça hızlanır nefes alıp verme. Sanki bir an önce tüketmek ister gibi sayılı olanları.

Yeryüzünde herkese eşit verilen tek şey zaman. 24 saat herkes için aynı. Onu ne ile doldurulduğuna göre uzar veya kısalır.

Her nefesinden hesap vermenin endişesini vicdanının derinliklerinde taşıyan bir kimse için, zaman değerlendirmede şuurlu bir şekilde gününü planlamak,geceyi değerlendirebilmek için uyku miktarını ayarlamak, kendini eğitmek,geçmişte veya gelecekte değil an da yaşama becerisini kazanması çok önemli.

Yoksa akıp giden süreç içinde farkına bile varmadan ömrün baharı,yazı geçip giderken,çok geç olur kış geldiğinde.

Yeryüzünde canlıların günlük hayatı sabah gün doğmadan başlar. Rabbine şükür ve zikir ile. Efendimiz (sav) de güne sabah namazı ile başlardı ve gün içinde dengeli bir şekilde zamanını ashabına, devlet idaresine,ailesine ve kendisine paylaştırırdı. Şöyle bir bakıldığında sabah namazından sonra ashabına, öğleden önce kendine,öğleden sonra devlet işlerine,ikindiden ve akşamdan sonra ailesine vakit ayırdığı görülebiliyor. Geceleri de ona ve rabbine kulluğuna ait. Örnek olsun zihinlere diye.

İnsanın yaşadığının şuuruna erebilmesi için mihenk taşları gerek. Her tıkanışında yeni bir başlangıç yapabilmesi için. Saatlerle,takvimle şuurlu bir şekilde haşır neşir olması lazım.

Namaz ve diğer ibadetlerin saatlerinin,günlerinin sürekli değişiyor olmasının pek çok hikmeti var şüphesiz.Ama hikmetlerden biri de insanı şuurlu ve diri tutmak. Rehavete kapılmadan akışı kontrol edebilmesini sağlamak .

Namaz geminin dümenini elinde tutmak için günde beş vakit anın farkına varma fırsatı.

Son söz olarak diyorlar ki,

Âşıklar, namaza durduklarında,

“Farz” diye değil, “özledim” diye dururlar…

İlmihâllere göre, vakti geçmiş bir vakit namazın izahı,

“Namazı kaçırmak” olsa da,

Âşıklar'ın nezdinde bunun adı,

“Huzûr'a alınmamaktır”!…

70 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

İstanbul.

bottom of page